Dünyayı gözleriyle değil de seslerle, kokularla ve tatlarla algılayan güzel Emma ve bir gün yolda şans eseri karşılaşıp ardından kaderlerinin iç içe geçtiği karizmatik polis Alexander'ın hikâyesine hoş geldiniz.
Veil #1 bir manga olmasına karşın benzerlerinden oldukça farklı bir seri. İlk olarak, eksiksiz şekilde bütün panelleri renkli tasarlanmış. Her bölümü oldukça kısa; içerisinde çoğu bölümün sonunda ek görseller ve ana karakterlere ait bazı monologlar bulunuyor.
Çizimleri ise gerçekten çok güzel. Bahsettiğim ek görsellerle birlikte sanki bir manga değil de moda dergisi okuyormuşum gibi hissettim. Mangakanın tasarımcılığa yeteneği olduğu belli. Hatta bana kalırsa bu hikâyenin çıkış noktası da kesinlikle bu ilgi ve alakasından kaynaklanıyor.
Her şeye rağmen Veil #1 'in belirli bir olay akışı bulunmuyor. Her yeni bölüm birbirinden bağımsız ve Emma ile Alexander adındaki iki karakterin gündelik hayatlarından tamamen rastgele kesitler hâlinde sunuluyor. İkilinin konuşmalarına, temaslarına ve yaşadıklarına başını ve sonunu bilmeden orta yerinden dâhil oluyoruz. Üstelik detaylar da oldukça belirsiz. Karakterlerin geçmişini bir kenara bırakırsak adlarını bile çok sonradan öğrenebiliyoruz. Ve elbette ki aralarındaki aşk mı, arkadaşlık mı yoksa yoldaşlık mı olduğu belli olmayan ilişkileri...
Bu, mangakanın kendi tercihi elbette ve bunu serinin pek çok yerinde de belirtiyor. Farklı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum ve Emma'yla Alexander'ın hikâyesi de bana kalırsa gerçekten çok hoştu. Yine de ben, nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte bu hikâyeyi bir bütün olarak görmeyi tercih ederdim.
Kısa, sevimli ve keyif verici bir hikâye okuyup aynı zamanda da moda dergilerine taş çıkartan çizimleriyle gözlerinize bir ödül vermek isterseniz Veil #1 'i kesinlikle öneririm. O zaman, başka incelemelerde görüşünceye dek hoşça kalın.