İki Farklı Yalnızlığın Aynı Enkazda Eşitlenmesi
Kimsesizler Coğrafyası hafızalarımızdan asla silinmeyecek olan o karanlık 6 Şubat sabahıyla açılıyor.
Bir yanda enkaz altındaki yakınını bekleyen İstanbullu bir anlatıcı, diğer yanda aynı beton yığınının başında eşini ve küçük kızını arayan Iraklı mülteci Ali...
Normal şartlarda yolları asla kesişmeyecek, belki de birbirlerini fark etmeyecek bu iki insanı, hayat en acımasız yerinden bir enkazın başından birbirine bağlıyor.
Ali’nin hikayesini okurken, mülteci kelimesinin sadece siyasi bir terim olmadığını arkasında ne kadar büyük bir aidiyetsizlik, korku, şiddet ve köksüzlük barındırdığını çok derinden hissettim.
Irak'tan İran'a, Van'dan İstanbul'a uzanan o kaçış öyküsü, insanlığın ortak utancı gibi dikiliyor karşımızda.
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra bile odadaki sessizlikte yankılanmaya devam eder. Zekeriya Çetin'in Kimsesizler Coğrafyası benim için tam olarak böyle bir kitap oldu.
İçinden dökülecek hikayelerin ruhumu hırpalayacağını anlamıştım Yanılmamışım.
Kimsesiz olmak sadece kimsenin olmaması demek değildir, ait olduğun, sığındığın o toprağın, o evin ellerinin arasından kayıp gitmesidir. Eğer sayfalar arasında kaybolurken hem derinden sarsılmak hem de insan olmanın o inatçı, umutlu yanına tutunmak istiyorsanız, bu sese kulak verin derim.
Uzun süre etkisinden çıkamayacağım, kalbime dokunan bir yolculuk oldu.şitdetle tavsiyemdir keyifli okumalar
Zekeriya ÇetinKimsesizler Coğrafyası