Kitap başından itibaren insanı huzursuz eden ve bir o kadar da merak ettiren bir yapıya sahip.Neyin gerçek neyin hayal olduğunu sorguluyor insan romanı okurken.Buda insanı en başından yakalıyor ve güven unsurunu sorgulatıyor.Romandaki karakterler de bir hayli ilginç.Metaforların etkili kullanıldığı güzel bir distopya örneği olmuş eser.Konusundan bahsedecek olursam;
Korkunç bir salgın dünyada baş gösterir.Bir yanda canavarlar varken diğer yanda iyileşmiş hastalar ve bir otorite vardır.Kaotik bir ortamda Spencer İronside'da iyileşmiş hastalardan birisidir.Salgın genelde canavarlaşmış insanlardan ısırık yoluyla bulaşmaktadır.Spencer'in hayatı tesise yeni gelen Leila isimli kadınla tanışınca tamamen değişir.Sorgulamayı unuttuğu gerçekleri ona bir nevi hatırlatır.Leila'nın amacı tesisten kaçmaktır.Leila çok kötü şeyler yaşamıştır.Kocası ve oğlu da canavarlaşmıştır salgında.Kendi eliyle oğlunu öldürmek zorunda kalır.Kocası zaten ölmüştür.Leila ile kaçan Spencer geçmişte yaşadığı anları hatırlar.Macey ile geçirdiği günleri düşünür.Oldukça güçlü bir karakter olarak çıkar karşımıza Macey.Korkunç romanlar yazan kaçık gibi görünse de ondaki lider ruhu bir başkadır.İlerleyen zamanlarda ise Spencer ile Leila'nın yolları buruk bir şekilde ayrılır.
Kitapta salgın,bir metafor olarak harika bir şekilde kullanılmış.Körü körüne bağlanılan fikirlerin insanları nasıl hastalıklı bir hale dönüştürdüğü ustaca anlatılmış.Kitaptaki atmosfer oldukça rahatsız ediciydi.Yazar bu güvensiz ortamı özellikle kurgulanmış.Kimbilir belki de asıl canavarlar en başından beri zihnimizdeydi yada asıl canavarlar bizlerdik.Peki sonra birden uyanınca neler yaşandı?Kesinlikle tavsiyemdir