Selam canlarım
Ben geldim ve sizlere yepyeni bir kitap ile geldim Özge Yıldırım'ın kaleminden İnkisâr-ı Hayâl ile geldiiim
Hemen kısacık konusundan bahsedeyim
Sofia Vassielou, Kapadokya’da tanınmış bir ailenin kızı olan annesi Mayda ve Yunan asıllı babası Nicolaus’un ölümünün ardından Yunanistan’daki hayatını geride bırakarak Türkiye’ye, Kapadokya’ya geliyor Ancak havalimanına indiğinde, taksiye binmek üzereyken tanıştığı adamla birlikte neye uğradığını şaşırır Çünkü karşısındaki adam, uzun zamandır rüyalarında gördüğü kişinin ta kendisi… Başta bu duruma anlam veremeyen Sofia, havalimanında tanıştığı Serhat Kadıoğlu ile sık sık karşılaşmaya devam ettikçe aralarındaki ilişkinin boyutunu da değiştirmeye başlar Ama bilmedikleri çok büyük bir gerçek var ki Geçmişten gelen sırlar, saklanan gerçekler ve yaşananlar ikisinin de kaderini tamamen değiştirecektir
Öncelikle yazarın kaleminden başlamam gerekirse Ben Özge Yıldırım’ın kalemiyle ilk defa bu kitapta tanıştım ve bu aynı zamanda yazarın ilk basılı kitabıymış Kalem genel anlamda akıcıydı. Okurken beni sıkmadı, sayfalar rahat ilerledi diyebilirim Özellikle olayların durağanlaşmaması kitabı daha rahat okumamı sağladı. Yazım dili sade ve boğmayan bir yapıdaydı. Ben yazarın kalemini genel olarak orta seviyede buldum Yine de ilk basılı kitap olması açısından bence güzel bir başlangıçtı
Karakterlerimize gelecek olursak öncelikle Sofia Vassielou ile başlayayım Sofia gerçekten tatlı ve sempatik bir kızdı. Türkiye’ye geldikten sonra annesinin ailesine yaklaşımı, Kapadokya’ya adapte olma süreci ve orada eğitim verdiği öğrencilerle olan diyalogları güzeldi Özellikle ortama hızlı alışması ve insanlarla kurduğu bağ hoşuma gitti.
Ama Sofia’ya kızdığım bazı noktalar da oldu. Özellikle hastalığı konusundaki bazı yaklaşımlarını sevemedim. Bu tamamen benim de aynı hastalığa sahip olmamdan kaynaklı bir hassasiyet aslında çünkü ben de epilepsi hastasıyım. O yüzden okurken ister istemez daha farklı bir gözle baktım.
Sofia’nın hastalığını bazı noktalarda daha “çaresiz” bir yerden ele alması, çevresindeki insanların özellikle sevdiği adamın onu bu yüzden bırakacağını düşünmesi ve nöbet anlarındaki bazı tepkilerin aktarılış biçimi bana çok geçmedi açıkçası. Çünkü epilepsi de diğer hastalıklar gibi bir hastalık ve beynin elektriksel aktivitesinin verdiği fiziksel bir tepki. Bu yüzden bazı sahnelerdeki anlatım beni biraz rahatsız etti diyebilirim. Ama bu tamamen benim kişisel hassasiyetimden kaynaklı Bunun dışında Sofia’yı genel anlamda sevdim
Serhat Kadıoğlu’na gelecek olursak Kendisi tanınan bir ağa ve Sofia’ya olan yaklaşımı, onu sevme şekli gerçekten çok tatlıydı Özellikle hastalığı hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışması, dikkat etmesi, ilaçlarını kontrol etmesi gibi detaylar çok ince düşünülmüştü.
Ama Serhat’a da kızdığım yerler oldu Özellikle kitabın sonlarına doğru bazı gerçekleri Sofia’dan saklaması ve bunu kendi içinde mantıklı sebeplerle yapıyor olsa da, yaşanan bazı olaylardan sonra ona hak vermekte zorlandım. Yine de genel anlamda Serhat’ı sevdim diyebilirim
Yan karakterlere gelecek olursak Sofia’nın ailesi, kuzenleri ve teyzesiyle birlikte oldukça kalabalık bir aile ortamı vardı Bazıları çok tatlıyken bazı karakterler gerçekten sinir bozucuydu Özellikle Sofia ve Serhat’ın ilişkisini öğrendikten sonra kurdukları baskı, Hasret ve Barış ilişkisine olan yaklaşımları beni biraz sinirlendirdi. Ama yine de korumacı bir aile yapıları vardı tam anlamıyla klasik Türk ailesi diyebiliriz Sevdiğim yönleri de oldu, kızdığım yönleri de oldu.
Kitabın akışına gelecek olursam Sofia’nın Yunanistan’dan Türkiye’ye dönüşü, Kapadokya’ya adapte olmaya çalışması derken Serhat Kadıoğlu ile başlayan ilişkileriyle birlikte kitabın akışı hızlanıyor Bu noktada bazı olaylar bana biraz hızlı gelişmiş gibi geldi özellikle Serhat ve Sofia ilişkisi açısından Ama sonrasında aralarındaki bağın geçmişe dayanması, ailelerin durumu ve ortaya çıkan sırlarla birlikte normal geldi Devamında yaşananlar, Hasret ve Barış’ın ilişkileri yüzünden başlarına gelen olaylar derken kitap akıcı ve hareketli bir tempoda ilerliyor Genel anlamda okurken sıkılmadım çünkü olaylar sürekli devam ediyor ve kitap kendini okutuyor.
Dediğim gibi Sofia karakterinde kızdığım bazı noktalar olmuştu. Bunun dışında akışta beni rahatsız eden diğer nokta ise okulda geçirdiği nöbet sırasında yaşananlardı. Oradaki velilerin yaklaşımı her ne kadar bazı açılardan anlaşılabilir olsa da bana biraz sert geldi açıkçası (Ama tekrardan söylüyorum bunu tamamen kendi hassasiyetimden kaynaklı hissettim ) Kitabın sonuna gelecek olursak Hasret ve Barış’ın kaçmalarıyla birlikte Sofia’ya sunulan o tercih ve onun ne karar vereceğini bilememesi gerçekten merak uyandıran bir yerde bıraktı
Kısacası canlarım Eğer sizler de geçmişle bağlantılı ilişkiler, yabancı kadın & Türk erkek dinamiği, düşman aileler ve aile sırları tarzındaki kurguları seviyorsanız bu kitaba şans verebilirsiniz Ben genel anlamda akıcı bulduğum ve merak ederek okuduğum bir kitap olarak bitirdim Şimdiden okuyacak olan herkese keyifli okumalar diliyorum