Yakın çevre ilişkilerindeki tabiri caizse kazan kaynaması gibi gerilimler polisiye sahnelerinde kendilerine yer bulabilir mi? Nicholas Blake'in Kazan Kaynıyor isimli eseri bir fabrikada meydana gelen polisiye olayı ve ekseninde gelişen olayları ele almakta. Bu inceleme yazımda kitap içeriğine olabildiğince yüzeysel değineceğim (kitabın heyecanının kaçmaması için) ama yer yer spoiler bilgiler yer alabilir.
Olay kurgusu çok güçlüydü. Katilin son ana kadar anlaşılamaması, karakter sayısının dengesi kurguyu başarılı kılan unsurlardan bazılarıydı. Karakter seçiminde üst ve alt kesimlere yer verilmesi ve sadece bir olayla kalınmaması kurgudaki gücü iliklerime kadar hissettirdi. Bunlarla birlikte kurgudaki başarı; eseri okurkenki her anda heyecan, merak seviyemi iyi seviyede tuttu. Delillerin bulunması (yüzük parçası, cesetten çıkan yapay damak gibi), tam her şey bitti derken son anda patlak veren yeni olayların (pek bilgi vermeyen komşununda sonradan cinayete kurban gitmesi gibi) olması eserin temposunu zirvede yaşamamı sağladı. Bu hisleri en çok maktulum sanılandan farklı bir kişi olduğunun anlaşıldığı anda hissettim çünkü bu durum romanı okurken her şeyi tepetaklak etti, adeta bir milat gibi olduğu kanısındayım.
Bu kısımda yazara ayrı bir parantez açmak isterim. Polisiye eserlerde maktulun sanılandan farklı bir kişi çıkmasına pek rastlamadım şu ana kadar. Böyle bir kurgu benim çok hoşuma gitti. Ama aklıma acaba bir kısım okurlar “ya bu kadar sayfayı boşa mı okuduk” gibi düşünebilir ve bu doğrultuda eserden kopabilir mi? şeklinde bir risk belirdi. Yazar burada şahane bir iş çıkarmış bence çünkü benim bu kısımda kopmak yerine merakım katlandı. Eserin cevherinin burası olduğunu düşünmekteyim.
Şüphelilerin ve maktulün her tür sosyoekonomik düzeyden olan insanlardan seçilmesini beğendim. Bu seçim hem hoş bir farklılık olmuş hem de “suç” olgusunun zaman-mekan-inanç-cinsiyet-sosyal sınıf fark etmeksizin herkes tarafından ortaya çıkarılabilen ve herkesin maruz kalabileceği bir kavram olduğunu vurgular nitelikte.
Maddiyat olarak majör bir sorun olmamasına rağmen kardeşin kardeşi katletmesi tüylerimi ürpertti. Bu kısımda insanın kötülük gibi yıkıcı bir dürtünün sınır tanımayabileceği acı gerçeğini bir kez daha görmüş oldum.
Romandaki karakter sayısı kurguyla dengeliydi. Eserde gündelik sade bir dil kullanılmıştı. Eserde İlk olayın gerçekleştiği mekan/araçla ilişkili bir başlık bizi karşılamakta. Olayla ilişkili olduğu için başlık seçimi yerinde diyebilirim. Bölümler ortalama 15-20 sayfa. Bu unsur okurun her bölümde kesintisiz, keyifli ve tam kararında bir okuma deneyimi sunmuştu.
Kitap kapağında birkaç tane fıçı yer almakta. Kitap kapağını bayağı basit ve özensiz bir seçim olmuş. Kardeşin kardeşi öldürmesi, kırık yüzük ve damağın asıl maktulun anlaşılmasındaki eşsiz rolü gibi öğeler varken fıçıyı görünce “ne alaka bu” diye düşündüm. Kesinlikle daha metaforik ve iddiali bir kapak bekliyordum ben.
Eser, sonuna kadar katilin anlaşılmamasında başarılıydı. Katilin bulunmasındaki psikolojik unsurlar (kardeşler arası zıtlıklar/uyuşmazlıklar, şüphelilerin kişilik özellikleri, olaylara tepkileri) eseri bir üst seviyeye taşımıştı. Tüm bu sebepler nedeniyle eseri çok beğendim.
Nicholas Blake'in Kazan Kaynıyor adlı eseri; insanın hislerindeki, ilişkilerindeki kazan kaynaması sonucu misali taşmaların dış dünyada geri dönülemez, yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne seren güçlü bir polisiye roman.
Nicholas BlakeKazan Kaynıyor