Verirsen, alırsın.
Her iki babam da cömert adamlardı. İkisi de öncelikle vermekten yanaydı. Onlar için vermenin bir yolu da öğretmekti. Verdikçe alırlardı. Tek fark para verme konusundaydı. Zengin baba bol para dağıtırdı. Gittiği kiliseye bağış yapar, derneklere bağışlardı, vakfına para aktarırdı. Para almak için para verilmesi gerektiğinin farkındaydı. Para vermek, servet sahibi çoğu ailenin sırrıdır. Rockefeller Vakfı, Ford Vakfı benzeri kurumların nedeni de bu. Bu kurumların varlık sebebi, onların servetlerini alıp daha da artırmak, aynı zamanda da devamlılığını sağlamak. Eğitimli babam hep derdi ki: "Biraz ekstra param olsa, bağışlayacağım." Sorun, kenarda hiç parasının olmamasıydı. Bundan dolayı, daha çok para kazanmak için daha çok çalıştı, fakat paranın en önemli kaidesini göz ardı etti: "Verirsen, alırsın." O bunu, "Al ki veresin," diye yorumlardı. Sonuçta, her iki babama da benzedim. Bir yanım paradan para kazanma oyununu seven sıkı bir kapitalist oldu. Öbür yanımsa, sahip olanlarla olmayanlar arasındaki, gittikçe derinleşen uçurumdan kaygı duyan, toplumsal sorumluluğunun farkında olan bir öğretmen. Büyüyen uçurumun sorumlusu bana göre modası geçmiş eğitim sistemidir. Zengin Baba Yoksul Baba Robert T. Kiyosaki
Finans
·
5 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.