Yazarın okuduğum üçüncü kitabı ve genel kültürüne hayran kaldım diyebilirim ancak adeta bir Netflix dayatması gibi ana karakterin sonradan lezbiyen olmasına bence gerek yoktu. Çok spesifik konular üzerinde derin bilgisi olan bir kadın. Yaptığı aforizmalar, kıssadan hisseler de oldukça hoşuma gitti. Eserlerin anlatımı olabildiğince yoğundu. Sultan Abdülaziz'in bilekleri kesilmiş halde ölü bulunup intihar süsü verildiğinin düşünüldüğünü burada öğrendim. Kolera'nın Ganj nehrinde ortaya çıkıp dünyaya yayıldığını da yine burada öğrendim (Siktiğimin boklu Hintlileri) Yazar, Arthur Smith'i gerçekte yaşayıp ona çok benzeyen George Smith'ten esinlenerek yaratmıştır.
Eser eski bir zamanda Mezopotamyanın en önemli ve zengin şehirlerinden Ninovada başlar. Buranın kralı Assur-bani-pal'dir. Daha önce şehrinin istila seliyle yağmalanıp yok olacağı, taşlarının bile sökülüp götürüleceği kehanet edilmiştir. Kral babasının en küçük oğludur ve tahta çıkması imkansız olarak düşünüldüğünden ağabeylerine savaş, savunma vs. öğretilirken kendine bölüm, edebiyat, felsefe öğretilir ve babasının kendisini seçmesiyle krallığın gelmiş geçmiş en eğitimli kralı olur. Huzuruna eski lalası olan birisi ajanlık yaptığı gerekçesiyle çıkarılır. Adam işkence görmüştür, ajanlık yapmaktadır çünkü Assurbanipal düşman ülkeleri susuzlukla terbiye etmiştir. Assurbanipal kültürlü olmasına rağmen gaddar da bir adamdır ve onu yaktırır.
Buradan Thames Nehri civarı Londra'ya atlanır. Nehir her şeyin atıldığı, kötü kokan ve pis bir nehirdir. Tosher isimli bir grup insan nehre düşmüş kıymetli nesneleri avlayarak hayatını idame ettirmektedir. İçlerinde Arabella isimli hamile bir kadın vardır. Sancısı tutar ve oğlu olur. Kadın bu çocuğu büyütemeyeceğini, söyler. Kendini bile zor doyurmaktadır. Kocası alkolik, sorumsuz ve dayakçı biridir. Arabella üzülse de bebeği nehre atmalarını ister ancak bir kadın ona bu çocuğun hayatını değiştireceğini söyler. Etraftaki insanlar çocuğa kral Arthur'dan dolayı Arthur adını koyarlar. Buradan da Türkiye'de Fırat kıyısında Ezidi bir topluluğa atlanır.
Bir kız çocuğu vaftiz edilmektedir. Adı Narin'dir. Annesi onu çok sevmekte ve ona ilgi göstermektedir. Babası gezgin bir müzisyendir. Annesi vefat etmiş ve adam tekrar evlenmemiştir, onu anneannesi besma büyütmüştür. Devlet Mardin Dargeçit'te bir baraj inşaatına başlamıştır, bu Ilısu Barajı'dır ve bittiğinde binlerce insan yurdundan edilmiş, köyler taşınmış olacaktır. Narin'in ailesi de aynı akıbeti yaşayacaktır. Normalde Narin'in vaftizi Irak'ta Ezidilerin kutsal yerinde yapılmalıdır ancak hem sağlığı iyi değildir hem bu maddi bir külfettir. Narin kulağı duymadığı için iyi ağız okumaktadır ve bir dozer operatörü onların bu seremoniyi bitirmesine için vermez ve onlara kısık bir sesle "şeytana tapanlar" der. Ezidiler gitgide azalmaktadır, birçoğu yurtdışına gitmekte ve geri gelmemektedir. Narinin kulakları günden güne daha az duymaya başlamıştır ve bir gün tamamen sağır olacağı kesindir. Tıpın bunun için bir çözümü yoktur.
Arthur müthiş zeki, hafızası kuvvetli, matematiği iyi ve dil öğrenme becerisi yüksek bir çocuktur ve yoksul çocuklarını okutan bir derneğin dikkatini çekerek okula yazdırılır. Okul hep aynı tür muhtaç çocuklardan oluşmaktadır. Bir matematik dersinde yeni gelen öğretmenin hatasını bulur ve buna hiddetlenen öğretmen onu müdüre götürür. Müdür çocuğu cezalandırmak adı altında pantolonunu indirtir ve çocuğun hayalarını avuçlar, çocuk kaçınca dövmeye başlar. Dayağı yerken Ezidilerle ilgili bir kitap dikkatini çeker. Eski öğretmeni Bay Hopkin bu müdüre aslında onun çok zeki olduğunu söylemiştir. Müdür bunu test etmek için ona iki yıl önce bugün ne yaşadığını sorar ve Arthur orada cevap vermese de çıkarken müdürün göreve başlamasından kaç gün geçtiğini, ilk gününün nasıl olduğunu söyler ve onun bir alçak olduğunu söyleyip çıkar. Avare gezerken British Museum kapısına gelir ve burada Assurbanipal'in kütüphanesini koruyan ruhların heykellerini görür. Orada elit tipli bir adama bunların ne olduğunu sorar, adam cevap verir ve gördüğü kitapla eşleşen bu bilgiyi adama verince adam da bu ufaklığa oldukça şaşırır. Arthur o anda arkeoloji ve tarihe içsel bir ilgi duyar. Adam da ona kendisini ziyaret edebileceğini söyleyerek ayrılır. Buradan günümüze atlanır.
Eskiden virane olan thames kıyısı şu anda ultra lüks konut ve gökdelenlerle bezelidir. Züleyha Clark isimli bir akademisyen de burada yaşamaktadır. Babası İrlandalı annesi Ortadoğu göçmenidir. Londra'da Derini Gören Kadın isimli bir yüzen ev (yat benzeri hane) kiralar. Züleyha kocası Ryan'dan çocuk sahibi olamadıkları için kendini suçlaması sebebiyle yeni ayrılmıştır. İkisi de yeryüzündeki suyun incelenmesi ve korunması üzerine çalışmalar yapmaktadırlar. Malik isimli onu çok seven, bildiği tek akrabası olan bir dayısı vardır ve o da daima kocasının yanlış bir seçim olduğunu düşünmüştür. Evlilikleri 3.5 yıl sürmüştür. Züleyha aslında buraya intihara karar verdiği hayatının son günlerini biraz daha keyfince yaşamak için gelmiştir. Ölmeden birkaç şey yapmak istemektedir ve bunlardan biri yayınlanırsa eleştiri alıp dalga geçilmesinden korktuğu için yazmadığı suyun hafızasıyls ilgili makalesini yazmaktır.
Arthur okuldan atıldıktan sonra tosherlık ve ufak tefek işler yaparak geçimlerine yardım eder ancak babası yine de onun artık bir zanaat edinmesi gerektiğini söyler. Babası onu ayak işleri yapacağı bir matbaaya vermek ister ancak adamların elemana ihtiyacı yoktur. Babası çocuğun dahi olduğunu söyler ve geçmiş bir tarihte ne olduğunu sormaları konusunda ısrar eder. Arthur söyledikleriyle onları etkiler ve bir haftalık bir deneme için onay alır. Babası bunun için bir avans ister ancak patron Bradbury onu azarlayıp gönderir. Ezidilerle ilgili aynı eseri o matbaada da görür ve Bay Bradbury'e Ninova'yı ve Ezidileri çok merak ettiğini söyler.
Annesi Narin'e buraya gelip hayran olup Dicle kenarında susuzluktan ölen bir İngiliz'den bahseder, bu da muhtemelen Arthur olacaktır.
Arthur işini çok güzel yapmaktadır ve bu yüzden tehlikeli bir makine olan matbaa makinesine yaklaşmasına için verirler. Çeşitli türden basımlarda çalışarak işin detaylarını öğrenmeye başlar. Babası ondan çalıştığı parayı ister ancak Arthur ona diklenir ve dayak yer. Patronu Bradbury de buna kızar. Arthur bastıkları her şeyi okumaya ve kendini geliştirmeye başlar. Patronları ona gıpta eder ve onu daha önemli bir vazifeye terfi ettirirler. Sonunda çok merak ettiği Ninova ve kalıntıları kitabını okur. Kitapta yanlış bir şekilde sürekli Ezidilerden şeytana tapanlar diye bahsetmektedir. Eseri okurken oraları sürekli hayal eder. Patronu Bradbury melankolik bir adamdır ve birgün siyanür içerek intihar eder.
Narin'in Almanya'dan gelen kuzenleri vardır ve bunlar Kürtçe Türkçe ve Almanca karışık konuşmaktadırlar. Amcası Narinin babasına buraların suda kalacağı ve Suriye tarafında ışidin güçlenmesi sebebiyle onların da Almanya'ya gelmelerini söyler. Babası ata yurdunu terk etmek istememektedir.
Kral Arthur birgün bir çeşmeden su doldurur ve ikiz kardeşlerinden biri bunu içerek kolera olur. O tulumbadan içen herkes kolera olmaktadır. Bu hastalık dehidrasyon sebebiyle insanı öldürüp rengini maviye çevirdiği için mavi ölüm diye de adlandırılan bir hastalıktır ve su yoluyla yayıldığı anlaşılır.
Arthur kardeşinin ölümünden sonra ailenin tüm yükünü üstlenir ve çok yoğun, yorucu ve açlık içerisinde bir hayat sürdürmektedir. Artık yaşı 16 olmuştur. Bir gün Charles Dickens matbaaya gelir ve artık romanları burada yayınlar, Arthur onun da dikkatini çeker ve ona kıyafetleri fakir olduğu için çok isteyip giremediği British Museum'a girmesi için kıyafet yardımı yapar. Sonunda Ninova tabletlerini görür ve her öğle arası tabletlerde yazan yazıyı çözmek üzere müzeye gitmeye başlar. Müze çalışanları bu durumu keşfeder ve hızla gelip hızla giden bu çocuğu üstlerine söylerler. Aslında amaçları onun bu hareketi kesmesini sağlamaktır. Bu adam aslında heykeller müzeye götürülürken konuştuğu adamdır ve artık Arthur tabletleri çözmüş ve okumaya başlamıştır. Çocuğun yeteneği adamı etkiler ve tabletleri tasnif etmek için bir yardımcı gerektiğini söyler ve ona iş teklif eder. Böylelikle kütüphanedeki işinden istifa etmesi gerekmektedir ancak orada da okuma yapmak için çok fazla imkana sahiptir. Böyle olunca molalarından, yemeklerinden keserek de olsa her iki işi aynı anda götürmeye niyetlenir.
Züleyha'nın iş arkadaşı bir profesör, suyun hafızası olduğunu savunmuş ve yıllarını buna harcamış ancak tamamlayamamış ve başarısız kabul edilmiştir. Züleyha da onun çalışmalarını tutarlı sonuçlar elde edememesine rağmen devam ettirir. Arthur tabletleri okumaya başlar ve gittikçe tecrübe kazanır ancak maddi zorluklar onu yormakta, Dickens'in yardımıyla aldığı kıyafetler eskimektedir. Başkalarına tuhaf gelen bazı hareketleri de eklenince yönetim onu incitmeden işine son vermeye karar verir ancak çocuğun başarısı bunu da halleder. Arthur'un annesi artık kötülemiş ve bir akıl hastanesine yatırılmış, Arthur artık genç bir delikanlı olmuştur ve bir gün Gılgamış Destanı'nı bulur ve okur bu ona hiç ummadığı bir şöhret kazandırır. Artık cemiyet hayatının içine girmeye başlar ve bu sıralarda Mable isimli genç bir kadınla tanışır. Bir gazete arkeolojik bir kazıya sponsorluk etmek ister ve arthur seçilerek Mezopotamya'ya gitmeye hak kazanır ve gitmeden önce nişanlanır. Annesini de hastanede ziyaret eder ancak annesi artık gerçeklikle bağını koparmıştır. Züleyha'nın kocası tam doğum gününde kendisine boşanma davası açtığına dair bir mesaj atar. Ev sahibi Brennen (Nen) ile tanışır ve kadınla güzel bir diyalogları oluşur. O da çivi yazısı ve asur hakkında bilgili biridir, aynı zamanda dövmecidir ve eşcinseldir.
Arthur İstanbul'a gider ve orada ferman çıkmasını beklerken bir süre kalır. Burada kendisiyle dalga geçilip horlanan yaşlı bir Ezidi'ye (güya şeytana tapanların etrafına tebeşirle bir çember çizerseniz oradan çıkamazmış ve gençler bu adamın etrafına çember çözerler ve buna tanık olan Arthur çemberi siler) yardım eder ve adam ona teşekkür ederken huzursuz bir kalbi ve içerisinde bir nehir olduğunu söyler. Bu sözler Arthur'u etkiler.
Anannesi Narin'i vaftizi için Musul'daki ata yurduna götürür. Burası Arthur'un da araştırma yapmak için gidecek olduğu Ninova'dır. Bu sıralarda sürekli ezidi cesetleri bulunmakta, yedikleri içtikleri haram olduğu gerekçesiyle yasaklanmaktadır.
Arthur buralara geldiğinde ise arkeoloji için değil altın için geldiğini düşünürler. Ezidi şeyhinin Leyla isimli evlatlık kızından hoşlanır. Kız o dönemde de ezidilerin kahinidir. Arthur' un rehberi bile Ezidilerin elinden yemek yememekte, onlardan uzak durmaktadır ancak Arthur öyle yapmaz. Ezidileri yerlerinden etmek için sularını zehirler ve zeytinliklerini yakarlar. Burada Ezidi köylerini koruyan silahlı peşmerge varlığından bahseder. Zaten Ezidiler Kürtçe konuşan bir halktır ancak bu peşmergeler bir gece bir anda geri çekilir ve insanları kaderlerine terk ederler. İnsanlar kaçmak yerine evlerine beyaz bayraklar asarlar. Sonunda düşman gelir ve insanları önce soyar, evlerini harap eder, 12 yaş üstü erkekleri toplar ve onlar din değiştirmeye davet ederler ancak Ezidiler kabul etmez. Erkekleri kurşuna dizerler, Narin'in babası Halit yaralı bir şekilde kurtulur, gizlediği bir cep telefonu sayesinde annesiyle konuşur ve kaçmalarını söyler ancak onların da büyük çoğunluğu IŞİD'in pususunda ölür, kalanlar Sincar Dağı'na sığınır ancak en büyük problem su olacaktır. Mazide ise Leyla bu olacakları Arthur'un da bulunduğu bir ritüelde kehanet etmiştir.
Normalde Arthur'un görevi burada tarihî eserler bulup ülkesine götürmekken şimdi burada yaşayanların kederine ortak olmaktadır. Bir gün paşa onu yanına çağırır. Arthur'un Kürtçe öğrendiğini duymuştur ve Ezidilerle olan yakın ilişkilerinin kendini rahatsız ettiğini açıkça söyler. kadıya yalandan "Ezidileri kendime güvendirip silahlarını toplayıp sonra da onları imha etsem sözümü ne kadar süre tutmam gerekir?" diye sorar, amacı Arthur üzerinden gözdağı vermektir. Arthur sonunda aradığı Gılgamış Destanın kayıp parçasını bulur ve Leyla'ya ilanı aşk eder. Normalde Ezidilerde namus kuralları çok katıdır ancak Leyla bu ilan üzerine onu yanağından öper.
Ezidiler Sincar Dağı'nda açlık ve susuzlukla mücadele etmektedirler ve su almaya gidenler IŞİD'in pususuna düşmektedir. Narin'in anneannesi Besma yer altında bir su kaynağı bulur ancak IŞİD militanlarına yakalanır ve infaz edilir.
Arthur aradığını bulduğu için ne kadar kalmak istese de fonu kesilir ve dönmek zorunda kalır. Leyla'ya döneceğine dair söz verir ve Londra'ya döner. Dönünce doğal olarak nişanlısıyla düğün hazırlıklarını hızlandırması gerekmektedir ve evlenirler ancak onun aklı hep Mezopotamya'dadır. Karısı lükse meraklı ve çok para harcayan bir kadındır ve sürekli paranın yetmediğini, müzeden terfi istemesini söylemektedir.
Züleyhanın dayısı Malik'in Helen isimli bir kızı vardır ve onun çocuğu böbrek hastasıdır. İstanbul'da bir donör bulurlar ve Züleyha da onlarla gidecektir. Nen'le dertleşirken onunla öpüşür. Ona annesi ve babasının ölümünden bahseder. Bir Ortadoğu gezisi yaparlar ve Türkiye'deyken kızın isteği üzerine çadırda konaklarlar. O sırada çok hızlı olmasa da yağmur yağmaktadır, sonra sel vurur ve anne babasını alır. Onu oradan dayısı almış ve sonrasında daima himaye etmiştir.
Arthur bu sefer kendi imkanlarıyla Ninova'ya gider, artık çocukları da vardır. Karısı artık uzun süren seyahatler ve az gelirleri sebebiyle ona isyan etmektedir. İstanbul'a vardığında Osmanlı dağılma aşamasıdır. Geri döndüğünde Musul Paşası ve kadının bir ordu kurarak saatler içinde tüm Ezidi erkekleri kılıçtan geçirmiş, kadınları ise köle etmiştir. Arthur üzüntüden çalışmak için gerekli mecali bir türlü bulamaz.
Narin ise tutsaklarla beraber götürülür ve tüm Ezidilere aynı anda operasyon çekildiği ve buna komşularının yardım ettiği ortaya çıkar. Gerekçe putperest, şeytana tapan olmalarıdır. Yine son kez tövbe imkânı verir, yoksa imha edeceklerini söylerler. Narin bu esnada anneannesini sorunca dayak yer, yaşı küçük diye onu komutana cinsel bir hediye olarak verirler. Adam Narin ve beraberindekilere seksi iç çamaşırları giydirir. IŞİD köle olamayacak kadar yaşlı Ezidi kadınları da mermi harcamamak için diri diri gömmektedir. Komutan sonunda yatağına Narin'i çağırır ancak Salma isimli daha önceden kızın anneannesinden iyilik görmüş bir kadın bu kızın kahin bir soydan geldiğini ve başına bir şey gelirse lanetleneceklerini söyleyerek onu kurtarır.
Arthur artık bu moralle çalışamadığı için buradaki salgın hastalıkları bahane ederek İngiltere'ye dönmek ister ancak yetkililer ona elle tutulur bir keşif yapmadan dönmemesini söyler, Arthur bu esnada yine Gılgamış Destanı'nın farklı bir parçasını bulur ve aynı anda tek başına at süren ve tarifi Leyla'ya uyan bir kadın haberi alır ve cana yakın rehberi Mahmut'la beraber onun peşine düşer, Arthur bu arada hastalanmıştır. IŞİD güç kaybetmeye başlamıştır ve esirlere gittikçe daha sert davranmaktadır. Komutan, karısının da kızı uğursuz görmesi nedeniyle başkasına satılmasına karar verir ve onu Gaziantep'ten bir sübyancı satın almıştır. Narin tabletleri okuyabilmektedir ve bunun şiir olanları iyi para etmektedir. Zaten savaş ortamında Irak'ın bütün müzeleri boşaltılmıştır. Eserler ülke ülke gezmiştir. Komutan bunu gördüğünde önce Narin'i öldüresiye döver, sonra da ondan tabletleri okumasını ister. Narin karşılığında hiçbir kadını gece koynuna almamasını şart koşar ancak adam tabi ki kabul etmez ve kız ölüm orucuna başlar.
Arthur sonunda ölür ve cesedini götürdükleri yerde Leyla onu beklemektedir. Onu bu kadim topraklara gömerler.
Züleyha dayısının çekmecesinde küçük bir kız çocuğunun organ bilgilerini bulur. Bu, kuzeninin çocuğu için donör olarak buldukları bir kimsesizdir ve durum onu aşırı rahatsız eder. Dayısının amacı kendince kimsesiz olan, aç bırakılmış, tecavüze uğramış bu Ezidi kızı bu iyiliği karşılığında himaye etmektir. Bu kız Narin'dir. Malik dayı bu konuyu görmezden gelmesi gerektiğini, bunu aile için yaptığını söylese de Züleyha kendince doğru olanı yapar ve bu işi baltalar. Sonra Nen'le birlikte giderek bir köle tüccarından Narin'i 3200 dolara satın alır. Suyun sirkülasyonunu anlatan küçük bir hikayeyle eser son bulur.