Kitabı elime alırken Orta Çağ'dan kalma bir metnin beni bu kadar saracağını pek tahmin etmiyordum açıkçası. Petrus Alfonsi’nin Âlimin Eğitimi eseri, mesafeli duran eski kütüphane havasını beklerken insanı şaşırtan cinsten. Okurken kendimi ağır bir edebi metni çözmeye çalışıyor gibi değil de, sanki bir akşamüstü bilge bir dostla oturmuş, hayata dair dertleşiyormuş gibi hissettim.
Alfonsi’nin dünyası gerçekten çok enteresan. 12. yüzyılda yaşamış ve Doğu ile Batı arasında köprü olmuş bir isim. Doğu’nun o bildiğimiz masal geleneklerini, Arap ve Hint kültürünün esintilerini Batı’nın dünyasıyla o kadar doğal harmanlamış ki... Kitap aslında temel olarak bir babanın oğluna verdiği hayat derslerinden, ahlak öğütlerinden oluşuyor. Ama bunu öyle sıkıcı, şunu yap, bunu yapma gibi kuru bir dille anlatmıyor. Araya ufak fıkralar, hayvan hikayeleri ve tatlı nükteler serpiştirmiş.
Aradan geçen neredeyse bin yıla rağmen insanın o bitmek bilmeyen hırsları, dostluk arayışı, zaafları ve hayal kırıklıklarının zerre değişmemiş olması beni okurken en çok düşündüren şey oldu. Yüzyıllar öncesinden gelen bu küçük hikayeler, bugün bizim yaşadığımız karmaşaya da çok naif bir ayna tutuyor aslında. Tabii ki bazı yerlerde yazıldığı dönemin o didaktik, zaman zaman ataerkil veya mesafeli havasını hissediyorsunuz, sonuçta o zamanın dünyası ve zihniyeti çok başkaydı. Ama o kısımları da o dönemin insanını, düşünce yapısını anlamak için birer küçük ipucu gibi görmek bana daha doğru geliyor.
Özetle, bir çırpıda okunup hemen rafa kaldırılacak bir kitap değil bence. Aksine, başucunda tutup her gün belki sadece bir iki hikaye okuyarak, sindire sindire üzerine düşünmek çok daha keyifli olacaktır. Kitaplığımda sakin, derinlikli ve samimi bir iz bıraktı. Tavsiye ederim.