Gönderi

9/10
·285 syf.··
2026 56. kitabı
Bu kitapla birlikte ilk kez yazarın kalemiyle tanışmış oldum ve daha ilk sayfalardan itibaren neden bu kadar kıymetli bir yazar olarak görüldüğünü anlamaya başladım. Sarı Nehir Öyküsü ilk bakışta bir aile anlatısı gibi görünse de aslında içerisinde yas, aidiyet, sevgi eksikliği, aile bağları ve bir insanın ölümünden sonra geride bıraktıklarıyla nasıl yaşamaya devam ettiği üzerine çok güçlü duygular barındırıyor. Kitap boyunca yazar, kendi yaşamından izler taşıyan anlatısıyla bizi bir ailenin içine davet ediyor. Babanın ölümüyle birlikte ortaya çıkan kırgınlıklar, kardeşler arasındaki ilişkiler, yıllardır biriken suskunluklar ve özellikle anne karakterinin aile üzerindeki etkisi kitabın en dikkat çekici noktalarından biriydi. Uzun zamandır bir karakter karşısında bu kadar rahatsız olduğumu hatırlamıyorum. Çocukları arasında ayrım yapması, eşine karşı yıllar boyunca sürdürdüğü eleştirel tavrı ve ölümünden sonra bile babadan bahsederken kullandığı dil beni birçok kez durup düşünmeye itti. Hatta bazı bölümlerde “Bunu da demezsin artık…” dediğimi çok net hatırlıyorum. Buna rağmen çocukların annelerinden sevgi ve onay görebilmek için çabalamaları oldukça sarsıcıydı. Kitap boyunca sevginin yokluğunun insanlar üzerinde nasıl izler bırakabileceğini görüyoruz. Beni en çok etkileyen noktalardan biri ise babanın ardından geriye kalan tarif defteriydi. Kardeşlerin hayatlarına birer lokanta açarak devam etmeleri, o deftere sıkı sıkıya bağlı kalmaları ve babalarının hatırasını yaşatmaya çalışmaları çok anlamlıydı. Annenin buna karşı çıkması ise aile içerisindeki çatışmayı daha da görünür hale getiriyordu. Aslında kitabın merkezinde yalnızca bir ölüm yok. Baş karakterin yıllar boyunca babasını savunma çabası da var. Çünkü aile içerisinde baba çoğu zaman utanç duyulması gereken biri gibi anlatılıyor. Oysa anlatıcı, kitabın başından sonuna kadar bunun aksini göstermeye çalışıyor. Babasının yalnızca hatalarını değil, insanlığını ve geride bıraktığı sevgiyi de görünür kılmak istiyor. Kitaptaki şu satır da bu duyguyu çok güzel özetliyordu: “Onun ruhunu bir şekilde memnun etmek istiyorum. Annem sürekli onun oburluğundan yakınırdı. Şimdi yaşıyor olsaydı onu doyana kadar yedirirdim.” Ve elbette kitabın en vurucu düşüncelerinden biri olan şu söz: “Bir ölü için toprağa gömülmemek, tam olarak ölmemek demektir. Bu daha ziyade ölümün tamamlanmaması, eksik kalmasıdır. Böyleleri başıboş bir ruh, bir sahipsiz hayalet sayılır.” Babasının yıllarca bir mezarının olmayışı, küllerinin oradan oraya taşınması ve anlatıcının ona ait bir mezar istemesi yalnızca fiziksel bir arayış değil; tamamlanmamış bir vedanın ve eksik kalmış bir yasın yansımasıydı. Sarı Nehir ise bütün bunların arasında sessizce akmaya devam ediyor. Kitabın sonunda anlıyoruz ki nehir yalnızca bir mekân değil; karakterlerin yaşamlarını, kayıplarını ve hatıralarını birbirine bağlayan bir unsur. Ben yazarın vermek istediği duyguyu biraz da şöyle hissettim: Dönüp dolaşıp hepimiz Sarı Nehir’den geliyor ve sonunda yine Sarı Nehir’e dönüyoruz. Altını çizdiğim birçok satırın olduğu, karakterleriyle beni derinden etkileyen ve uzun süre aklımda kalacağını düşündüğüm bir okuma oldu.
Sarı Nehir ÖyküsüShao Li · Lotus Yayınevi · 20264 okunma
·
12 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.