Uzun zamandır beni böylesine içine çeken, okurken sürekli “Acaba mı?” dedirten ve ters köşe hissini sonuna kadar yaşatan bir psikolojik gerilim okumamıştım. Stacy Willingham’ın “Karanlıktaki Kıvılcım” kitabı, sadece bir cinayet gizemi değil; aynı zamanda geçmişin travmalarıyla büyümenin ve güven duygusunu tamamen yitirmenin ne demek olduğunu anlatan çok güçlü bir psikolojik dram.Hikayemizin merkezinde Chloe Davis var. Chloe henüz 12 yaşındayken, yaşadıkları küçük kasabada altı genç kız ardı ardına kaybolur. Bu korkunç gizemin sonunda, Chloe’nin kendi öz babası suçunu itiraf eder ve ömür boyu hapse mahkûm edilir. Babasının bir seri katil olduğu gerçeğiyle büyümek, Chloe’nin ruhunda derin yaralar açar.
Aradan 20 yıl geçer. Chloe artık New Orleans’ta yaşayan, kendi travmalarından yola çıkarak başkalarına yardım etmeye çalışan bir psikologdur. Tam hayatını düzene soktuğunu, evlilik hazırlıkları yaptığını düşünürken, tıpkı çocukluğundaki gibi genç kızlar yeniden teker teker kaybolmaya başlar. Üstelik bu kayboluşlar, babasının işlediği cinayetlerle birebir aynı detayları taşımaktadır.
Chloe şu korkunç soruyla baş başa kalır: Geçmiş kabus geri mi döndü, yoksa her şey sadece onun zihninin bir oyunu mu?
Kitabı tamamen Chloe’nin gözünden okuyoruz. Chloe’nin geçmişteki travmaları yüzünden sakinleştiricilere ve alkole sığınması, okuyucu olarak bizim de onun gördüklerine ne kadar güvenebileceğimizi sorgulatıyor.
Kitap sadece “Katil kim?” sorusunun peşinden koşmuyor. Bir katilin kızı olmanın yükünü, toplumun bakışlarını ve bir insanın en yakınından bile şüphe duymasının yarattığı o tekinsiz atmosferi çok iyi hissettiriyor.
Başlarda karakteri ve onun iç dünyasını tanıyarak yavaşça ısındığımız hikaye, ortalara doğru vites artırıyor ve son düzlükte tam anlamıyla nefes kesici bir hal alıyor.
Eğer ters köşeleri seven, suç psikolojisine ilgi duyan ve elinden bırakamayacağı sürükleyici bir gerilim arayanlar varsa, Karanlıktaki Kıvılcım kesinlikle kitaplığınızda yerini almalı.