Puan vermedi·208 syf.····Okunma: 04 Haziran 2026 09:14 Kitabın son satırıyla birlikte odada öyle devasa bir sessizlik koyulaştı ki, sanki zaman ortadan ikiye bölündü. Ben bu kitabı sadece satırları takip eden bir okur gibi dışarıdan okumadım; yazar o hastalık odalarını, o çaresiz çırpınışları anlatırken ben her sayfada kendi içimdeki o en büyük, o en derin kaybın sızısını yeniden yaşadım. Yazarın "kanser hastasının mitolojisi, romantizmi yoktur" diyerek yüzümüze vurduğu o sert, o büyüsüz gerçeklik, benim de yıllardır kalbimin en kuytu köşesinde taşıdığım o dilsiz çaresizliğin tam anlamıyla kelimelere dökülmüş haliydi. Hayatın o koca çınarlar hayattayken ve onlardan sonra diye ikiye bölündüğü o büyük keder takvimini ruhunda taşıyan biri olarak; sayfalar arasında yürürken dünyanın iki farklı ucunda değil de, yazarla aynı sessiz çığlıkta buluşmuş gibi hissettim.
Bu eser; sevgisini güçlü ve süslü sözlerle değil de sessizlikle, emekle, bir bahçeyle ya da mutfaktan yükselen o tanıdık kokularla ilan eden bir kültürün tam kalbinden konuşuyor. Yazar omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan babasını bir Atlas'a benzetip, o gidince koca bir dünyanın nasıl üzerimize yıkıldığını anlatırken, aslında hepimizin içindeki o hiç bitmeyen çocukluk özlemini ve yasın o uzun, sessiz gölgesini özetliyor. Kendi hayatının miladını o büyük kayıplarla vermiş yaralı bir ruh olarak bu kitap, bana bir anlatıdan çok daha fazlası; acıyla keder arasındaki o ince çizgide yürüyen muazzam bir derttaş oldu. Yazar kendi vedasını bitirip sustu belki ama benim kalbimin en derin yerinde, o hiç bitmeyen asil sevgilerin hatırasını zamansız kılan ve bittiğinde bile içimde demlenmeye devam eden sarsıcı bir iz bıraktı.