Gönderi

Ay Kuşağı - Tempersitar
10/10
·512 syf.··
2026 55. kitabı
Selam canlarım Ben geldim ve sizlere yine o kadar güzel bir fantastik seriyle geldim ki Buse Yaren Kıyak’ın kaleminden Ay Kuşağı serisinin ilk kitabı Tempersitar ile geldim 🩶 Hemen kısacık konusundan bahsedeyim Helena Lincoln, babasıyla birlikte Urah’ın Midvale Kasabası’nda yaşayan genç bir kızdır. Hayatı işi, evi ve en yakın arkadaşları Alieen ile Marva’dan ibarettir. Ancak 18. yaş gününe girmesiyle birlikte her şey değişmeye başlar Doğum gününden sonra üç ay boyunca iki gizemli kişi tarafından takip edildiğini fark eden Helena, bunun nedenini bir türlü anlayamaz. Başlarda bu durumu çok da önemsemese de bir gün evine gelen gizemli bir çağrı tüm hayatını altüst eder Çağrı, daha önce adını bile duymadığı Alderwild Elementler Akademisi’nden gelmiştir. Üstelik yalnızca bir davet değildir. Mektupta, akademiye gitmeyi reddetmesi durumunda duruşmaya çıkarılacağı ve Captium’da cezalandırılacağı yazmaktadır Helena ilk başta bunun arkadaşlarının yaptığı bir şaka olduğunu düşünür. Ancak onu takip eden Fernando ve Klear’ın yanına, elinde siyah bir gülle dolaşan üçüncü bir kişinin de eklenmesiyle olayların hiç de şaka olmadığını anlamaya başlar Ardından yaşanan beklenmedik olaylar sonucu kendisini Alderwild’de bulan Helena, burada yalnızca eğitim alacağını düşünür. Fakat akademinin sakladığı sırlar birer birer ortaya çıkmaya başladığında kendisini hiç tahmin etmediği kadar büyük bir karmaşanın içinde bulur Öncelikle hemen yazarın kaleminden başlayayım Ben Buse Yaren Kıyak’ın kalemiyle ilk defa bu kitapta tanıştım ve gerçekten bayıldım Fantastik kitaplarda bazen yazarın anlatım tarzını bilmediğim için ufak önyargılarla başlayabiliyorum ama Tempersitar’da o önyargılarımın tamamını daha ilk sayfalarda geride bıraktım Özellikle şunu söylemem gerekiyor ki bu kitap detaylar üzerine kurulmuş bir kitap Öyle elinize alıp hızlıca okuyup geçebileceğiniz bir kurgu değil. Evrenin içinde saklanan o kadar çok bilgi, detay ve bağlantı var ki ben kitabı not alarak okudum Ve bu durum beni hiç yormadı, aksine daha da içine çekti. Evrenin bu kadar ince düşünülmüş olması, karakterleri işleyiş şekli, olayları aktarma biçimi ve tüm bunları yaparken akıcılığını hiç kaybetmemesini gerçekten çok beğendim Karakterlerimize gelecek olursak öncelikle Helena ile başlayayım Helena 18. yaşına kadar kendisini tamamen sıradan bir insan olarak gören bir kız. Doğumunda annesini kaybetmiş olması, babasının alkolik halleri ve bunun beraberinde gelen sevgisizlikle büyümüş. Hatta en çok da bu noktada Helena’ya üzüldüm diyebilirim Çünkü hayatında ona koşulsuz sevgi gösterebilecek bir aile üyesi yok. Yanında sadece en yakın arkadaşları Alieen ve Marva var ama onların da eğitimleri nedeniyle ayrılacak olmaları Helena’nın yalnızlığını daha da derin hissettiriyor. Bu yüzden kendisini takip eden Fernando ile Klaer’i çok da önemsemiyor. Açıkçası hayatında kaybedecek çok fazla şeyi olmadığını düşündüğü için olacakları pek hesaba katmıyor ama evine gelen gizemli çağrı mektubuyla birlikte hayatı değişmeye başlıyor Helena akademiye ilk geldiğinde aslında hiçbir şey bilmeyen bir kız. Akademinin gerçeklerinden, geçmişinden ve hatta babasının bir zamanlar bu akademide bulunduğundan bile habersiz. Bu yüzden ilk zamanlarda uyum sağlamakta zorlanıyor. Ancak annesinin ölümünün ardındaki gerçekleri, babasının geçmişte bir isyana öncülük ettiğini ve soyadının bu dünyada düşündüğünden çok daha büyük bir anlam taşıdığını öğrendikçe olaylar bambaşka bir boyuta taşınıyor Özellikle insanların soyadını öğrenir öğrenmez ondan uzaklaşmaya başlaması Helena’yı sürekli sorgulamaya itiyor. Ve işte bu noktada onun meraklı tarafını okumayı çok sevdim. Bir şeyleri araştırması, sorgulaması, eğitimlerde notlar alması ve gerçekleri kendi başına öğrenmeye çalışması onu benim gözümde çok daha güçlü yaptı kitabın başında yalnız ve kırılgan bir kız olan Helena’nın gerçeklerle yüzleşen daha güçlü bir kız haline gelmesine hayran kaldım Chris’e gelecek olursak gerçekten kitap boyunca gizemini koruyan karakterlerden biriydi. Daha ilk tanıştıkları andan itibaren onun, William sayesinde isyancılara karşı oldukça katı bir bakış açısına sahip olduğunu öğreniyoruz. Tabii Helena’nın soyadı ve babasının akademideki geçmişi de işin içine girince Chris başlarda Helena’ya karşı oldukça mesafeli ve soğuk davranıyor ilk bölümlerde ona biraz sinir olmuş olabilirim Çünkü Helena daha ne olup bittiğini anlamaya çalışırken onun önyargılı yaklaşımı ve o mendebur tavırları beni çileden çıkardı Ama olaylar ilerledikçe ve aralarındaki yanlış anlaşılmalar ortadan kalkmaya başladıkça Chris’in farklı yönlerini görmeye başlıyoruz Özellikle Helena’nın yanında durması, onunla birlikte araştırmalar yapması, annesinin ölümüyle ilgili gerçekleri öğrenmesine yardımcı olması ve her şartta ona destek olmaya çalışması özellikle o tatlı kıskançlıklarını okumayı çok sevdim Yani Chris’e karşı kitap boyunca duygularım tam anlamıyla bir gitgel yaşadı diyebilirim Başta kızdım, sonra sevdim, yardım ettiği anlarda daha da sevdim derken finalde yine kendimi ona sinirlenirken buldum Canlar gerçekten biz bunu hak ettik mi? Çünkü ben hâlâ finalde yaşananların şokunu atlatabilmiş değilim. Chris, sana çok şey söylemek istiyorum ama spoiler vermemek için kendimi zor tutuyorum yan karakterlerimize gelecek olursak öncelikle benim muhteşem ikilim Fernando ve Klaer’dan başlamam gerekiyor Ben bu ikiliye resmen bayıldım. Daha Helena ile ilk iletişime geçtikleri andan itibaren onları okumaktan inanılmaz keyif aldım. O kadar enerjik, o kadar eğlenceli ve tatlı karakterler ki sahneleri geldiğinde yüzüm istemsizce gülüyordu Tabii ki ben de kitap boyunca aralarında bir şeyler olmasını umut ederek okudum çünkü enerjileri gerçekten çok güzeldi. Üstelik kitabın ilerleyen bölümlerinde Fernando’nun Klaer’e aşık olduğunu ama Klaer’ın bir noktada kalbini çok kötü kırdığını öğreniyoruz Nedenini hâlâ bilmiyoruz ve ben bunu inanılmaz merak ediyorum. Gerçekten ikinci kitapta en çok okumak istediğim şeylerden biri bu ikilinin geçmişi William’a gelecek olursak Helena başlarda William’ın neden kendisiyle konuşmaya çalıştığını anlamıyor. Ancak sonrasında William’ın babasının da isyancılar arasında olduğunu ve aslında benzer kaderleri paylaştıklarını öğreniyoruz. Bu da aralarındaki arkadaşlığın temelini oluşturuyor William eğlenceli ve renkli bir karakterdi. Ancak Emili’nin hayatına girmesiyle birlikte yaşanan bazı olaylarda ve Helena’nın ona yardım etmeye çalıştığı noktalarda verdiği bazı tepkiler beni biraz kırdı açıkçası Yine de genel olarak sevdiğim karakterlerden biri oldu. Cam’e gelecek olursak onun babası da isyan sırasında hayatını kaybetmiş biri. Bu yüzden Helena’nın soyadını öğrendiği anda aralarına ciddi bir mesafe koyuyor. Açıkçası bunu doğru bulmasam da neden böyle hissettiğini anlayabiliyorum Ama zamanla aynı element grubunda yer almaları ve birlikte vakit geçirmek zorunda kalmaları sayesinde aralarındaki buzlar yavaş yavaş erimeye başlıyor gibi Cam’i de genel anlamda sevdim Bir de akademinin müdüresi Bayan Dagora var ki Canlar, ben bu kadına en başından beri güvenemedim. İlk sayfalarda iyi mi kötü mü anlayamadım ama içimde sürekli bir huzursuzluk hissi vardı. Hatta Helena’nın da ona karşı benzer hisler taşıdığı bölümleri okuyunca tamam, yalnız değilmişim dedim Sonrasında Helena’nın babasının anlattıkları ve ortaya çıkan bazı gerçeklerle birlikte kadına olan şüphelerim iyice arttı. Gerçekten içimden sürekli ah be kadın, sen ne fitne fesat çıktın böyle? diyerek okudum ona karşı nötrüm yani şu an için hiç de güven veren bir karakter değil Bunların dışında da kitapta çok fazla yan karakter vardı ve her biri evrene farklı bir renk katıyordu. Ben zaten kalabalık karakter kadrolarını severim bu kitapta da yan karakterleri sevdim Kitabın akışına gelecek olursam canlarım bu kitabın temposunu anlatmak gerçekten çok zor çünkü olaylar bir an olsun durmuyor Başta, akademide eğitim alacak bir kızın hikâyesini okuyacağımı düşünmüştüm. Ancak kitap beklentilerimin çok ama çok üzerine çıktı. Helena’nın sıradan görünen hayatına önce Fernando ve Klaer’ın dahil olması, ardından gelen çağrı ve kimseye haber vermeden akademiye gitmesiyle birlikte her şey değişmeye başlıyor. Helena daha eğitimler başlamadan kendisini bambaşka bir dünyanın içinde buluyor. Akademinin kütüphanesinde cevaplar ararken, bazı gerçeklere ulaşmaya çalışırken ve babasının geçmişte çıkan bir isyana öncülük ettiğini öğrenirken olaylar giderek karmaşıklaşıyor Üstelik yayılan söylentiler, annesiyle ve babasıyla ilgili ortaya çıkan gerçekler Helena’yı da derinden sarsıyor. Bunun yanında element topluluklarına seçilme süreci, hangi elemente ait olduğunu öğrenmesi, Captium adı verilen hapishane, Suchrular, Primuslar, Septi Ferarum’daki bekçiler,Kara Çağ, dört yüz yıl sonra ilk kez gönderilen Tulpar ve akademinin kendi içindeki sırları derken kitap inanılmaz zengin bir evrene dönüşüyor. En sevdiğim noktalardan biri de tüm bu detayların birbirine bağlı olmasıydı. Bir ayrıntıyı kaçırdığınızda sonraki olayları tam oturtamıyorsunuz Akademideki eğitimler, düellolar, kulüpler, Helena ve Chris’in isyanın arkasındaki gerçekleri araştırmaya çalışmaları, bunun için geçmişle bağlantılı izleri takip etmeleri derken tempo hiç düşmüyor. Chris ve Helena arasındaki yakınlaşma, balo sahnesi ve yaşanan diğer olaylar da kitaba ayrı bir heyecan katıyor Ve o final Arkadaşlar ben gerçekten yıkıldım. Son sayfaya kadar temposunu koruyan kitap, finalde öyle bir yerde bitiyor ki ikinci kitabı istememek mümkün değil. Ah Chris ah Bir şey söylersem spoiler olacak diye susuyorum ama şunu bilin ben bunu hiç beklemiyordum. Helena’nın bundan sonra neler yaşayacağını düşünmek bile beni geriyor. Acilen ikinci kitaba ihtiyacım var Kısacası canlarım eğer epik fantastik, akademi ortamı, gizem, geçmişten gelen sırlar, isyanlar, güçlenen kadın karakterler ve ihanet temalarını seviyorsanız Ay Kuşağı serisine kesinlikle bir şans vermelisiniz Ben ilk kitabını büyük bir keyifle okudum ve evrenine hayran kaldım. Sadece ufak bir tavsiye vereceğim Bu kitaba başlarken yanınızda kalem ve not defteri bulundurun. Çünkü detayları not almak isteyeceksiniz. Şimdiden okuyacak olan herkese keyifli okumalar diliyorum🩶
Ay Kuşağı 1Buse Yaren Kıyak · Morva Yayınları · 20267 okunma
·
56 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.