Puan vermedi·610 syf.····Okunma: 05 Haziran 2026 15:18 Billy Milligan…
Bu kitapla ilişkim biraz karmaşıktı. Uzun zamandır okurken hem bu kadar keyif aldığım hem de bu kadar zorlandığım bir kitap olmamıştı. İlk sayfalarda karakterler birbirine girdi, kim kimdi takip etmekte zorlandım. Hatta birkaç kez sıkıldım ve bırakmayı düşündüm. Ama sayfalar ilerledikçe kitap beni yavaş yavaş içine çekti.
Aslında kitabın en etkileyici tarafı çoklu kişilik bozukluğu değildi benim için. Arthur, Ragen, Allen ve diğerleri ilgi çekiciydi ama ben sürekli Billy’nin kendisine odaklandım. Daha doğrusu Billy’nin içindeki küçük çocuğa. Bir insanın çocukluk döneminde maruz kaldığı ihmalin, istismarın ve sevgisizliğin hayatını ne kadar karartabileceğini tüm çıplaklığıyla gördüm.
Kitabı okurken kendime sürekli şu soruyu sordum: Toplum haklı mı? Suç işlemiş, tehlikeli kabul edilen bir insanın karşısında olsaydım ben ne hissederdim? Bir yandan Billy’ye üzülürken bir yandan toplumun korkusunu da anladım. Bu yüzden kitap boyunca tek bir tarafa tamamen hak veremedim.
En sevdiğim taraflarından biri ise olayın bilimsel yönü oldu. Çünkü okurken sürekli “Ya gerçekten numara yapıyorsa?” sorusu aklımdaydı. Kitabın sonunda verilen bilimsel veriler ve araştırmalar bu açıdan oldukça etkileyiciydi.
Sonunu sevip sevmediğime hâlâ tam karar verebilmiş değilim. Sanırım gerçek bir hikâye olmasının dezavantajı buydu. Bir roman gibi tatmin edici bir final bekledim ama hayat her zaman öyle işlemiyor. Kitabı kapattığımda aklımda kalan şey Billy’nin sonundan çok, onu o noktaya getiren yol oldu.
Belki okumasam da olurdu dediğim anlar oldu. Ama bugün dönüp baktığımda iyi ki okumuşum diyorum. Çünkü bana bir hastalıktan çok, korunamayan bir çocuğun hikâyesini anlattı.