Puan vermedi·72 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Haziran 2026 21:00 Oscar henüz on yaşında ve lösemi hastasıdır.
İlik nakli ameliyatının kötü geçmesi sonucunda doktorunun gözlerindeki ümitsizliği hisseder; ölümünün yaklaştığını bilir. Aslında herkes bilir ama kimse ona bu gerçeği söylemeye cesaret edemez… Ta ki Pembeli Kadın Rose Anne’yle tanışana kadar.
Rose Anne, Oscar’a hayata başka bir gözle bakmayı öğretir. Ona bir Tanrı olduğunu ve onunla konuşabileceğini söyler. Bunun üzerine Oscar, Tanrı’ya mektuplar yazmaya başlar ve kitap da aslında onun bu mektuplarından oluşur. Pembeli Kadın, kalan her gününü on yıl gibi yaşamasını söyler; böylece Oscar, on iki günü bir ömür gibi yaşamış olacaktır.
O kadar masum, o kadar çocukluğun saflığıyla yazılmış mektuplar ki okurken içiniz yumuşacık oluyor. Her mektubunun sonunda bir dilek hakkının olması ve Tanrı’dan bir şeyler istemesi beni gerçekten çocukluğuma götürdü.
Arka kapağında yazdığı gibi bu kitap aslında ölümü merkeze alan bir eser değil; hayata yazılmış bir övgü, yaşamaya tutulan bir ışık.
Mösyö İbrahim ve Kuran’ın Çiçekleri’nden sonra beni en çok etkileyen kitabı oldu. Kesinlikle okumanızı öneririm. Yazarın Görünmeyen Döngü serisinin her kitabında bambaşka dünyalar ve farklı bakış açıları görmek hem çok güzel hem de oldukça öğretici. Şimdilik seriden beş kitap okuyabildim okudukça da yorumumu sizlerle paylaşırım, keyifli okumalar dilerim.