Bir İdam Mahkûmunun Son Günü Yazarın diline, üslubuna, kitabın akıcılığına yorum yapmaktan ziyade bana hissettirdiklerini anlatmak istiyorum.
Derler ki iyi gördüğün şeylerde senden yukarıdakileri seyret ki daha iyi olmak için çaban artsın. Kendinde eksiklik gördüğün bişey varsa, o da bir başkasına göre fazlalıktır. Onu gör ki; elindekinin farkında olasın. Kitap için sözlerime burdan başlamak istedim çünkü aldığım nefesin dahi kıymetini hissettirdi en çok bana. Milyarlarca gelip giden konup göçen insan ömrüne nispetle ömrümüz bir an gibi. Yazarın dediği gibi hepimiz aslında günü belirli ama bizim bilmediğimiz bir ölümün mahkumuyuz. Nefes alıp verebildiğimiz her an çok kıymetli ve biz yaşam telaşı içinde öyle küçük şeyleri dert ediniyoruz ki..
İdam mahkumunun çocuğu ile karşılaştığı anları, çocuğunun ondan bir yabancı gibi çekinmesini gözümde canlandırdığımda çok etkilendim. Ayrıca idama mahkûm olmuş ölümü bekleyen birinin gözünden diğer insanların umursamazlığını, devam eden yaşam telaşlarını izlemenin zorluğunu bir nebze de olsa hissettim.
Kitap okudukça kitapların insana farklı dünyaları yaşatabildiğini farkediyor insan. Sanki kaç kitap kahramanının gözünden baktıysan dünyaya, o kadar çok yaşayabilirsin gibi şu kısacık hayatta.
Kitaptaki mahkumdan çok da farkımız yok. Hepimiz geçiciyiz ve takriben 100-200 sene içinde bizi bilen insan dahi kalmayacak dünyada. Tek çaremiz var iyi insan olabilmek. İyi olmayanın zindana ihtiyacı yok ölüme mahkum. İyiler zaten ölmez.