Arkeoloji tutkunlarının ve macera romanı severlerin ilgisini çekebilecek bir kitap Sandima Tableti. Romana adını veren, Anadolu’nun kadim halklarından Luvilerin dilinde yazılmış olan tabletin akıbeti tehlikeye giriyor. Zira onu çalmak için birileri harekete geçmiş vaziyette. Bu da arkeolog Ela ve emekli gazeteci Ali’nin yolunu kesiştiriyor, macera başlıyor. Onlarla birlikte biz de İstanbul’dan Eskişehir’e, Ankara’dan Datça’ya, en uçtaki Knidos’a uzanıyoruz. Tatilde, hele de Marmaris’te okumak için iyi bir kitap seçimi olmuş oldu, çünkü ben de neredeyse karakterlerle aynı rotayı takip ederek İstanbul’dan güneye indim (onlar tren ve arabayla, ben uçakla ama neticede aynı yerlerden geçtik denebilir). Kitabın son sayfalarını kitabın geçtiği yerlerde okumak ayrı bir keyif.
Atatürk’ün Anadolu’da yaşamış halklara ve arkeolojik çalışmalara verdiği önem, tarihi başlattığı kabul edilen Sümerlerin önemi, “Batı”nın Türkiye’nin batı bölgesindeki arkeolojik kazılara önem verirken (çünkü onu Yunan tarihine bağlayarak Batı’ya mal etmeleri daha olası) ülkemizin doğusundaki kazıları neredeyse görmezden gelmeleri gibi yorumlar, tartışmalar da açıyor kitap. Bu anlamda sizi düşünmeye, araştırmaya sevk eden bir tarafı da var.
Kitabı okurken şunu düşündüm: Benim de hala ne yazık ki fırsat yaratıp gidemediğim Göbeklitepe aslında tüm tarih bilgimizi ve doğru bildiğimiz her şeyin seyrini değiştiren çok önemli bir keşif. Ama bırakın Batı’yı, biz Türkler olarak Göbeklitepe’den yeterince bahsediyor muyuz? Hatta, bu konuda yabancı basın ve kaynaklar çok daha habere yer verip gündem oluştururken, bizler bu konuyu neredeyse unuttuk, konuşmuyoruz ya da konuşursak bile aslında ne anlama geldiğinin üstünü çizerek geçiştiriyoruz.
Sandima Tableti rahat okunan, görece kısa bir kitap. Bazı karakterlerin daha da derinleşip detaylandırılmasına hiçbir itirazım olmazdı. Derli toplu bir macera romanı. Meraklılarına duyurulur.