Kayıp Ağaçlar Adası kitabını okurken hatıraların, kayıpların ve suskunlukların gölgesinde büyüyen insanların ruhlarına dokunacaksınız Elif Şafak bu romanında bizi Kıbrıs’ın bölünmüş topraklarına götürürken aslında insanın kendi içindeki sınırları da gösteriyor. Bir tarafta savaşın, ayrılığın ve önyargıların açtığı yaralar; diğer tarafta sevginin tüm imkânsızlıklara rağmen filizlenme çabası var. Fakat kitabın en etkileyici yanı, bunları yalnızca insanlar üzerinden anlatmaması. Bir incir ağacını tanık, sırdaş ve anlatıcı yaparak doğanın da hafızası olduğunu fısıldıyor bize.
Geçmiş hiçbir zaman tamamen geride kalmıyormuş.Susturulan acılar, konuşulmayan hikâyeler ve saklanan sırlar, tıpkı toprağın altındaki kökler gibi yaşamaya devam ediyor. İnsan ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, bir gün dönüp kendi kökleriyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Elif Şafak ’ın dili her zamanki gibi şiirsel ve zarif. Cümleler bazen bir rüzgâr gibi hafifçe geçip gidiyor, bazen de kalbinize oturup uzun süre yerinden kıpırdamıyor. Özellikle aidiyet, kimlik, göç ve hatırlama üzerine kurduğu anlatı, kitabı sıradan bir aşk hikâyesinin çok ötesine taşıyor.
Kayıp Ağaçlar Adası bana insanların birbirinden önce hikâyelerini kaybettiğini düşündürdü. Çünkü bir toplumun, bir ailenin ya da bir insanın susturduğu her gerçek, başka bir kuşağın omzunda yük olmaya devam ediyor. Bu yüzden kitap yalnızca geçmişe bakmıyor; geleceğe de sessiz ama güçlü bir soru bırakıyor:
“Hatırlamadan iyileşmek mümkün mü?”
En sert fırtınalara rağmen ayakta kalan ağaçlar gibi, insan ruhunun da yeniden filizlenme gücü var.
Bazı hikâyeler insanların dilinde yaşar, bazıları ise ağaçların köklerinde. Kayıp Ağaçlar Adası köklerin taşıdığı sessiz hafızayı dinlemeyi öğreten unutulmaz bir roman.
Keyifli okumalar dilerim