Kitabı gerçekten beğendim.
4. Kitap kısmında biraz sıkılmış olsam da kitap gayet akıcıydı.
Hikayemiz 1072 yılında Semerkant sokaklarında Ömer Hayyam ile başlar. Haksız yere davalık olan Hayyam, kadının ona sunduğu saygı ve sevgiyle başlatmıştır hikayesini.
Kadı, Hayyam'a özel üretim bir defteri hediye eder ve bu deftere zaman zaman rubailerini yazan Hayyam'ın sırlarına kapı açmış olur.
Dönemin büyük ismi, Selçuklu veziri Nizamülmülk'e ve sapkın tarikatiyle Hasan Sabbah'ın kendini bulma sürecine de ayna tutulması Fedailerin Kalesi Alamut kitabını tekrar okuma isteği uyandırıyordu.
Rubailerin daha sonra kaosta kaybolması ve kitabın ikinci yarısında 20. Yüzyıla dönülüp bulunması ve Titanik'e kadarki sürecini başarılı bir şekilde kurgulayan yazarımız temelde doğudaki aydınlara, gelişmelere ışık tutarken bir yandan da patlak veren mezhep savaşları, yozlaşmaları da göz önüne seriyor. Aslında kaybolan ya da bulunan rubailer değil de bir kültür gibi aktarılmış bence.
Pek tarafsız olduğunu söyleyemem, Türkler konusunda çok objektif olmadığını düşünüyorum.
Okunması gereken eserlerden biri olduğu kanısındayım.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,6bin okunma