·614 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Mayıs 2026 18:46 Kitap Yorumu : Lilith'in Gözyaşları 2 | Anna Tsintsadze
Karakterler;
Meira Shavit / Maria Rosenfeld
Nam-ı değer "Albay Arnold Rosenfeld'in kızı, yeni SS birliğinin istihbarat ajanı, analisti ve ideolojik planlama stratejisyeni Maria Rosenfeld"
• Uygar Karşah -Karaşah-
Cumhuriyet Savcısı
→ Özet;
Ilk kitabın sonunda Meira, Khalil sandığı kişinin aslında Khalil olmadığını öğrenmişti. Onu kaçıran kişi ise Ezra'dır. Mera'nın üçüncü uyanışında Ezra ile yaptığı bir anlaşma vardır; Uygar'ın öldürülmesi ve kaçmasına yardım edilmesi üzerine kurulan bir anlaşma ama şu anki Meira bunu hatırlamıyordur.
Ezra onu, sahip olduğu her şeyi geri kazanabilmesi için ilk durak olan Eilat'a ve Shavit ailesinden geriye kalanların yanına götürür. Meira'nın Moshevilik yemini etmeyi reddetmesi ve ailesini öldürdüğü gerekçesiyle cezalandırılır. Tam uç ay boyunca devam eder. Bu süreçte Meira yavaş yavaş kaybettiği anılarını geri kazanmaya başlar. Ve hafızası yerine geldikçe bir şeyi daha net görür; Ezelden beri bedenleri düşman olsa da ruhunun en sadık olduğu kişinin Uygar olduğunu. Onun geleceğine ve onu kurtaracağına inanarak beklemeye başlar.
Uygar ise kendisine yapılan ihanetlere ve karşısına çıkan her engele rağmen Meira'yı almaya gider.
Bunun sonucunda ise açık bir savaş başlar.Ama bu kez Meira'nın tarafı bellidir. Artık durduğu yer Uygar'ın yanıdır.
Yaşadığı kimlik karmaşası, geçmişinin ağırlığı ve yaptığı hataların yükü altında ezilirken hem Uygar'a hem de Mert'e kendisini kanıtlamaya çalışır. Fakat bunun bedeli sandığından çok daha ağır olacaktır...
Yorum;
Ilk kitap boyunca bize; kurban gibi görünen bir Meira anlattı yazar. kuzu postundaki Meira. Sn
Çünkü anlıyoruz ki hikâyenin gerçek kuzusu Meira degil,
Uygar'mış.
Bize hem magdurun hem failin aynı kişi olabileceğini
gösterdi. Mera'nın aslında Maria Rosenfeld oluşu, iki farklı aile arasında kalması, iki farklı inanç sistemi ve iki farklı kimlik arasında parçalanması inanılmaz iyi işlenmişti. En etkileyici kısım ise tüm bu karmaşanın içinde onun kendi benligini arayışını okumaktı bence.
Gücün sahibi olduğu için yaşadığı kimlik bölünmesini fark edememesi ama hafızası yerine geldikçe olması gereken yerin neresi olduğunu anlaması gerçekten çok
güzeldi. Ozellikle Mera'nın içe kapanıklığı, histeri nöbetleri, ağlama krizleri ve yaşadığı psikolojik çöküş beni tazlasıyla etkiledi.
Bir diğer sevdiğim detay ise Uygar'ın güvensizliğinin
altında yatan nedenlerin gösterilmesiydi. Çünkü Meira zamanında ona da aynı duyguları yaşatmıştı. Bu yüzden aralarındaki kırgınlıklar ve yeniden kurmaya çalıştıkları bağ çok gerçek hissettirdi.
Ve o final...Meira artık avcı değildi. Yemdi. Hem de kendi köpeklerine bırakılmış bir yem...
Kitabı bitirdiğımden beri aklımdaki tek şey şu: Yuzundeki
hasar kalıcı mı olacak? Yoksa Mert'in vaptıaı aibi yaralarını dövmelerle mi kapatacak? Ya da daha kötüsü...
Bu hikâyeden sağ çıkamayacak mı?