İnsanın beyninin, insanın kendisine neler yaptırabileceğini okuyunca insan korkmuyor değil.Şizofrenin uç noktalarını yaşayan bir insanın neyin gerçek ,neyin sahte olduğunu algılamaya çalışırken yıprattığı hayatı okumak üzse de yazarın kaleminin gücü olağanca haliyle esere yansımış.Tabi insanlar durup duruken şizofren olmuyor.Yaşadıkları deneyimler,travmalar, acı tecrübeler ve dayanamayacak ları yerden sınanmaları buna zemin hazırlıyor.Eserin Sonunu tahmin etsem de benim için zekice kurgulanmış bir eserdi.Konusundan bahsedecek olursam;
Cevat daha çocukken annesi ve babasını trafik kazasında kaybeder.Babası ona mahalledeki kırmızı bisikleti alsaydı,yada Cevat ısrarla mavi bisiklet için diremetseydi belki ailesi hayatta olacaktı.İşte bu kendini suçlu hissetme ve yalnız kalma halı yıllarca Cevat'ın içerisinde büyük bir boşluk yaratmıştı.Dedesi ile büyümüş,dedesinden kalan mirasla hayatını devam ettiriyordu Cevat.Ondan kalan dükkan kirası ile yaşayıp gidiyordu.En büyük dostu kitaplardı bu hayatta.Şiiri çok severdi.En çok sevdiği şair ise Turgut Uyardı.Tek arkadaşı vardı;Mehmet.Oda bir kaba sığamayan ilginç bir karakter.Cevat sürekli beynindeki ikinci iç sesi ile konuşmayı severdi.Yılların verdiği yalnızlık belki bu şekilde kendisini göstermişti.Bir gün bir durakta Tomris adında bir bayanı görmesiyle hayatı tamamen değişecekti.Peki her gördüğümüze inanmalı mı?
Kalabalıklar içinde yalnızlık temalı harika bir eserdi.Çarpıcı sonu ile tam anlamıyla beğenimi kazandı diyebilirim.Kesinlikle tavsiyemdir.