Yalnızlığı ve hayata karşı yabancılaşmayı anlatan duygusal ve düşünsel bir roman. Hikâyede karakter, hem fiziksel hem de ruhsal anlamda bir “yolda kalmışlık” hissi yaşar. Gitmek ister ama cesaret edemez; kalmak ister ama bulunduğu yere de ait hissedemez.
Kitap boyunca:
geçmişle hesaplaşma,
kırgınlıklar,
insan ilişkilerindeki boşluk,
zamanın insan üzerindeki etkisi ön plana çıkar.
Anlatım dili daha çok içsel monologlar ve yoğun duygular üzerinden ilerler. Bu yüzden klasik olay odaklı bir romandan çok, karakterin ruh hâlini hissettiren melankolik bir atmosfer sunar.