Gönderi

Puan vermedi·204 syf.··
2026 1. kitabı
Bazı kitaplar okunmaz; insanın zihninde uzun süre yankılanır. A'mâk-ı Hayal benim için tam olarak böyle bir eserdi. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey bir romanı tamamlamış olmanın huzuru değil, yıllardır cevap vermekten kaçtığım bazı sorularla yeniden baş başa kalmanın ağırlığıydı. Modern insanın en büyük trajedilerinden biri, hakikati bilgiyle karıştırmasıdır. Raci'nin yolculuğu da tam olarak bu yanılgının içinden başlıyor. Çok okuyan, düşünen, sorgulayan ama bütün bunlara rağmen içindeki boşluğu dolduramayan bir insan görüyoruz. Bu yönüyle Raci bana göre yalnızca bir roman karakteri değil; yaşadığı çağdan bağımsız olarak her dönemin entelektüel insanını temsil eden bir figür. Kitap boyunca karşılaştığımız semboller, rüyalar ve metaforlar ilk bakışta mistik bir atmosfer kuruyor gibi görünse de aslında çok daha derin bir meseleyle ilgileniyor: İnsan neden hakikati dışarıda arar? Neden sürekli başka düşüncelere, başka öğretilere, başka cevaplara yönelirken kendi içine bakmayı ihmal eder? Bugün elimizin altında sınırsız bilgi var. Birkaç saniyede dünyanın herhangi bir düşünürüne ulaşabiliyoruz. Buna rağmen varoluşsal boşluklarımız geçmiş çağlara göre daha azalmış değil. Hatta belki de daha da büyüdü. A'mâk-ı Hayal'i okurken sık sık bunu düşündüm. Çünkü Raci'nin yaşadığı zihinsel bunalım, aslında modern insanın dijital çağdaki yalnızlığından çok da farklı değil. Ahmed Hilmi'nin başarısı burada ortaya çıkıyor. Kitap bir öğretiyi doğrudan dayatmıyor. Okuru bir sonuca zorlamıyor. Bunun yerine onu sürekli soruların içine bırakıyor. Hakikat nedir? Ben kimim? Gördüğüm dünya gerçekten gördüğüm şey midir? Yoksa bütün algılarım zihnimin bana oynadığı bir oyundan mı ibarettir? Özellikle Aynalı Baba karakteri üzerinde uzun süre düşündüm. Çünkü o benim gözümde yalnızca tasavvufi bir rehber değil, aynı zamanda insanın içinde susturmaya çalıştığı bilgelik sesinin sembolüydü. Modern hayatın gürültüsü içinde duyamadığımız o ses, kitap boyunca farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Eseri okurken zaman zaman İbn Arabi'nin vahdet-i vücud anlayışını, zaman zaman Mevlânâ'nın insan tasavvurunu, bazen de Platon'un mağara alegorisini hatırladım. Bu nedenle kitabı yalnızca Türk edebiyatının bir klasiği olarak değerlendirmek eksik kalır. Bana göre A'mâk-ı Hayal, Doğu düşüncesinin roman formuna bürünmüş hâlidir. Kitabın sonunda zihnimde kalan şey olay örgüsü değil, bir cümleye dönüşemeyen bir histi: İnsan belki de hayatı boyunca dünyayı anlamaya çalışırken asıl kaçırdığı şey kendisidir. Bu yüzden A'mâk-ı Hayal'i bir roman olarak değil, insanın kendi içine yaptığı uzun ve yorucu bir yolculuğun edebi kaydı olarak görüyorum.
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202122,3bin okunma
·
12 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.