Puan vermedi·168 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Haziran 2026 18:54 İnsan, hayatın o amansız gürültüsüne ve kendi tekdüzeliğine kapıldığında en çok görmeyi unutup sadece bakmaya başlıyor. Nefes alıyoruz, koşturuyoruz, tüketiyoruz ama ne kadar az durup düşünüyoruz... Oysa zihni ve kalbi o otomatik akıştan çekip çıkarmak, her şeyi yeni baştan anlamlandırmaya çalışmak, yani tefekkür edebilmek ne büyük, ne zahmetli bir nimet.
Evet, zahmetli. Çünkü tefekkür, insanın kendi kendine kalmasını, zihnini o hazır sunulan kalıplardan kurtarmak için kendini zorlamasını gerektirir. İradeyi zorlamadan, o zihni konfor alanından çıkmadan hiçbir hakikate ulaşılamıyor. Büyük İslam alimi İmam Gazali’nin satırlarında kaybolurken insan daha net görüyor bu hakikati: Dünyayı ve nefsi kendi haline bırakırsan, gafletin o koyu gölgesinde kaybolup gidiyorsun. Kendini zorlayıp o tefekkür kapısını araladığında ise bakış açın kökten değişiyor.
Bu bir çağrıdır; hem kendime hem bu satırlara misafir olan her yüreğe... Fark etmeden, derinleşmeden, alelade yaşayıp geçmek bu hayata haksızlık değil mi? Okuduğumuz bir cümlenin, baktığımız bir gökyüzünün, aldığımız bir nefesin ardındaki o derin manayı aramak zorundayız. Kendimizi düşünmeye, hayatı hakiki manasıyla anlamlandırmaya zorlayalım. Çünkü tefekkür, ruhun uyanışıdır ve bu uyanış, zahmetine değecek en asil gayrettir.