#pandadiyorki Ölümcül Konular
Yüksek lisans öğrencisi Sydney Denik, yeni bir başlangıç yapmak, biraz da geçmişinin karmaşasından kaçmak için ünlü Madrona Vakfı’nda Alzheimer araştırmaları yürüten seçkin bir ekibe burslu olarak katılır. Vancouver Adası’nın gözlerden uzak arazilerinde yer alan bu araştırma merkezi, ilk başta Sydney için büyük bir şansmış gibi görünse de pek masum değil gibidir. Çok geçmeden Sydney, vakıftaki herkesin bazı sırlar sakladığını fark etmeye başlar. Ortadan kaybolan bir öğrenci, gizemli mantarlar, ormandan gelen fısıltılar, koridorlarda dolaşan ayak sesleri, yaz ortasında yağan kar ve ölü hayvanların canlanması... Ya Sydney aklını kaçırmaktadır ya da ormandaki dehşet fazlasıyla gerçektir. Çünkü asıl canavar, belki de vakfın ta kendisidir.
Her köşesinden gizem fışkıran tekinsiz bir ada, göründüğü gibi olmayan insanlar ve sırlarla dolu bir atmosfer…Ölümcül Konular, beni tam da kalbimden vuran bu harika gerilim öğeleri ile başladı. Stajyerlerin adaya adapte olma süreci,
Sydney ve Kincaid arasındaki huzursuz edici çekim ve geceleri ortaya çıkan anormallikler daha ilk andan itibaren heyecanımı hep diri tuttu.
Mantarlar ve bilim üzerinden kurulan o gerilim fikri, hayalle gerçeğin birbirine karıştığı anlar gerçekten muazzamdı. Sydney kendi aklını her sorguladığında, bende hikayeyi sorgularken buldum kendimi. Ortaya çıkan her sır ile huzursuzluk ve gerilim çıtası tırmandıkça tırmandı. Tüm bu heyecanın içinde beni tek rahatsız eden şey Kincaid ve Sydney cephesi oldu. Başlangıçta aralarındaki tekinsiz gerilimden çok keyif aldığımı itiraf etmeliyim.
Fakat ne yalan söyleyeyim, iş ne zaman ki "smut" detaylara döndü, benim için bütün büyü bozuldu. Bu türü kişisel olarak sevmiyor oluşumdan bağımsız, sahnelerin kurguya hiçbir katkısının olmaması beni fazlasıyla rahatsız etti. Üstelik bu kadar kısa sürede gelişen o büyük takıntı bana hiç doğal gelmediği gibi, bir parça korkutucu da geldi. Neyse ki aralarındaki bu bağ kitabın sonunda o kadar ilginç bir yere bağlandı ki heyecanımı çabucak geri kazandım. Fakat tam bu noktada, "Keşke bu harika ters köşe son 50 sayfaya saklanmasaydı da kurguya daha genişçe yayılsaydı."demeden edemedim. Birazcık üzerimize atılıp kaçılmış gibi oldu tüm bilgiler.
O sona gelene kadar boğuştuğum boşluklarla vakit kaybetmemiş olmayı dilerdim. Yine de sonu beni aman aman huzursuz eden soru işaretleriyle bitmedi. İstediğim cevaplara ulaşabildim. Her şeye rağmen hikayedeki herkes siyaha çalarken, Sydney tüm griliğiyle kendini sevdirmeyi başardı. Sivri noktalarına ve onaylamadığım bazı tavırlarına rağmen, onun o hayatta kalma çabasını çok takdir ettim ve içten içe onun için işlerin düzelmesini diledim. Eksilerine rağmen gizem ve bilimsel gerilim tarafıyla beni yakalayan, çok farklı bir deneyimdi "Ölümcül Konular." Ama şimdi sıra sizde. Vancouver adasına doğru bir yolculuğa var mısınız ?