Gelelim Alex Schulman’ın "en otobiyografik kitabım" dediği o meşhur metne…
17 Haziran hafta sonu bitti bitti ama bende bıraktığı his biraz karmaşık.
Aslında tam bir Schulman dünyası; yine o bildiğimiz travmalar, zihnin kuytularında bekleyen anılar ve geçmişin peşimizi bırakmayan gölgesi… Hayatta Kalanlar ile o kadar benzer bir arka planı var ki okurken hiç yabancılık çekmedim.
Fakat ne yalan söyleyeyim, bu sefer o beklediğim büyüyü yakalayamadım, bu kitabını pek sevemedim.
Hayatta Kalanlar ve Malma İstasyonu bende o kadar güçlü, o kadar sarsıcı bir iz bırakmıştı ki, 17 Haziran onların yanında biraz zayıf ve hırpalanmadan uzaktan izlediğim bir hikaye gibi kaldı. Belki de otobiyografik olmasının getirdiği o kişisel sınır, kurgunun o derin çarpıcılığının önüne geçti, bilemiyorum.
Yazarın o tanıdık melankolisini ve dilini yine de seviyorum ama benim için bir Malma İstasyonu asla değil…