·256 syf.····Okunma: 09 Haziran 2026 21:01 Alex Schulman’ın Malma İstasyonu kitabı, benim ilk İsveç edebiyatı deneyimim oldu. Kitabın arka kapağını okuduğumda hikâyenin büyük ölçüde bir tren yolculuğunda geçeceğini düşünmüştüm. Ancak kitap, fiziksel bir yolculuktan çok geçmişe doğru yapılan duygusal bir yolculuk sunuyor. Hikâyenin anlatım biçimi hakkında çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum çünkü kitabın etkisinin ve kurduğu yapının, ne kadar az şey bilinirse o kadar güçlü olduğunu düşünüyorum.
Kitap boyunca farklı karakterlerin hayatlarına tanık oluyoruz. Her biri bir şekilde yaralı, geçmişlerinden izler taşıyan insanlar. Alex Schulman’ın en çok etkilendiğim yönlerinden biri ise karakterlerinin duygularını aktarış biçimi oldu. Özellikle kadın karakterlerin iç dünyalarını anlatırken gösterdiği gözlem gücü dikkat çekiciydi. Bir erkek yazarın kadın bakış açısını bu kadar doğal ve inandırıcı bir şekilde aktarabilmesi beni gerçekten etkiledi. Okurken bazı bölümlerde bir kadın tarafından yazılmış bir metin okuyormuş hissine kapıldım.
Benim için kitabın merkezinde travmalar ve onların kuşaklar boyunca aktarılması vardı. Kitap, iyi çocuklar yetiştirmek isteyen insanların önce kendi yaralarıyla yüzleşmeleri gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü çözülmemiş travmalar bir şekilde sonraki nesillere aktarılıyor. Bazen bireyler yaşadıkları eksikliklerin tam tersini çocuklarına vermeye çalışıyorlar; sevgisiz büyüyen birinin çocuğuna aşırı sevgi göstermesi gibi. Ancak bu da başka bir uç noktaya dönüşebiliyor. Çocuklukta yaşanan kırgınlıklar, aile içinde çözülemeyen sorunlar ve konuşulamayan duygular yıllar sonra başka insanların hayatlarında yeniden ortaya çıkabiliyor.
Kitaptaki karakterlerin ortak noktası da buydu aslında. Hepsi yaralıydı ama yaralarını iyileştirmeye çalışmıyorlardı. Kimse birbirini tam anlamıyla göremiyor, görse bile yardım edemiyordu. Çünkü insan, kendisi iyileşmek istemediği sürece dışarıdan gelen hiçbir çaba onu gerçekten iyileştiremiyor.
Kitabı okurken anlatılan olayların birebir aynısını yaşamamış olsak bile benzer duygulara ya da benzer insanlara hayatımızın bir yerinde rastladığımızı düşündüm. Bu yönüyle hikâye evrensel bir yere oturuyor. Öte yandan İsveç kültürünün izlerini de hissetmek mümkün. Karakterlerin birbirleriyle kurduğu mesafeli ilişkiler, duyguların daha kontrollü yaşanması ve genel atmosfer bana oldukça farklı geldi. Belki kültürel farklardan dolayı bazı duyguları bizim yaşayacağımız yoğunlukta görmüyoruz ama bu da kitabın kendi gerçekliği olarak değerlendirilmeli.
Kitabın en güçlü yanlarından biri ise akıcılığıydı. Anlattığı meseleler oldukça ağır olmasına rağmen yazar merak unsurunu öyle ustaca kullanıyor ki sayfalar ilerledikçe hikâyenin nereye varacağını öğrenmek istiyorsunuz. Sürekli yeni sorular ortaya çıkıyor ve cevaplarını görmek için okumaya devam ediyorsunuz. Bu da kitabı oldukça sürükleyici hâle getiriyor.
Son olarak, bu kitap benim popüler kitaplara karşı olan önyargımı biraz kırdı diyebilirim. Uzun zamandır sosyal medyada, kitap kulüplerinde ve çok satanlar raflarında karşıma çıkan bir kitaptı. Açıkçası popüler olan birçok kitapta hayal kırıklığı yaşadığım için mesafeli yaklaşıyordum. Ancak Malma İstasyonu benim için bu ilgiyi hak eden kitaplardan biri oldu. Popülerliğinin arkasında yalnızca bir pazarlama başarısı değil, gerçekten güçlü bir hikâye ve iyi bir anlatım olduğunu düşünüyorum.
Benim için hem duygusal derinliği hem de karakterlerin psikolojik dünyasını aktarış biçimiyle etkileyici bir okuma deneyimiydi.