Lotte’ye duyduğu o imkansız, her zerreye yayılan tutkulu aşkın içinde adım adım eriyen genç bir adamın, kalbini ve zihnini dünyaya tamamen kapatıp sadece o sızıyla yaşamasının sarsıcı hikayesi. Werther’in doğaya, sanata ve aşka olan o uçsuz bucaksız hayranlığının, toplumsal kalıpların ve gerçekliğin duvarına çarparak nasıl devasa bir melankoliye ve yıkıma dönüştüğünü adeta onunla birlikte acı çekerek okuyorsunuz. Goethe, insan ruhunun o en kırılgan, en uç sınırındaki duygusal yoğunluğu mektuplar aracılığıyla o kadar çıplak ve lirik bir dille aktarıyor ki, rasyonel dünyanın mantığı o fırtınanın karşısında tamamen hükmünü yitiyor. Son sayfayı kapattığınızda, kalbiyle yaşayanların bu dünyaya tutunmasının ne kadar zor, o teslimiyetin ve trajik sonun ise ne kadar kaçınılmaz olduğunu göğsünüzü sıkıştıran bir hüzünle hissediyorsunuz.