·316 syf.····Okunma: 08 Haziran 2026 22:44 Kapadokya’daki Amerikalı Misyonerlerin Bilinmeyen Tarihi
Wilson Amos Farnsworth'un bu eseri, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Orta Anadolu'da yürütülen Amerikan misyonerlik faaliyetlerini anlamak açısından kaynak niteliğinde bir eserdir. Yazar Türkiye’de en uzun süre görev yapan misyonerlerden biri sıfatıyla yaşadıklarını 1904 yılında bir kitap taslağı haline getirmiş ancak 1912 tarihinde kitabı bastıramadan vefat etmiştir. Bu taslak metin Mehmet Şahin tarafından 2015'te Harvard Üniversitesi Kütüphanesi misyoner arşivinde rastgele bulunmuş ve serüveni böyle başlamıştır.
Kitap, sadece bu misyonerin hatıralarından ibaret değil aynı zamanda dönemin sosyal, kültürel, dini ve eğitim hayatına ışık tutar.
Kitapta Kapadokya diyince benim aklıma ilk Nevşehir gelsede aslında Kayseri (Talas) başta olmak üzere Yozgat, Nevşehir, Niğde, Ankara ve çevre yerleşimlerde yürütülen American Board faaliyetleri ele alınıyor. Örgüt (yabancı ülkelerde görevli amerikalılar örgütü) 1810 yılında kuruluyor, dini bir sivil toplum olması münasebetiyle görünüşte siyasi bir nitelik taşımıyor ama din üzerinden gidilerek bütün dünyada Amerika’ya geniş bir kültürel, sosyal, ticari ve dolaylı olarak siyasi etki alanı yaratıyordu.
Bu bölgede etkili olabilmek için de eğitim, sağlık, okul açma, dil öğrenme ve yerel halkla yakın ilişkiler kurma gibi yöntemlere başvurmuşlardır. Özellikle okullar, bu faaliyetlerin merkezinde yer almış. Erkek ve kız çocuklar için açılan okullar, bir yandan modern eğitim verme iddiası taşırken diğer yandan misyonerlik faaliyetlerinin yayılması için önemli bir araç haline gelmiş. Özellikle kızların eğitimine daha çok önem verilip özel okullar açılması çok dikkat çekici, etkisini mezun olup bir çok bölgeye gönderilen işine sadık kadın misyonerlerden anlıyoruz.
Kitapta, tam da Osmanlı Devleti'nin zayıflamaya başladığı, eğitim alanında aksaklıkların oluştuğu bir dönemde misyonerlerin bu ortamdan tabiri caizse resmen faydalandığını görüyoruz. Misyonerler eğitim ve yardım faaliyetlerini, zamanla kültürel ve dini nüfuz kurmanın bir yolu haline getirmiştir. Bunu okul mezunlarının artışından örgüte katılımdan anlıyoruz. Misyonerin amacı halka baskı kurmaktan çok, eğitim ve kültürel yakınlaşma üzerinden ilerlemektir. Öyle ki her misyoner, halkın dilini (Türkçeyi), yaşam tarzını çok iyi biliyor bunun için eğitim alıyor.
Okullardan mezun olan misyonerler hızlıca çevre şehirlerde karargahlar açıp görevlerine başlıyor yeni mezunlar vermek için çalışıyorlarmış. Özellikle anaokulu açılış zamanı da çok dikkat çekici Yozgat’ta 3. Anaokulunun açılış tarihinden 70-80 yıl sonra bir Türk anaokulu açılıyor ancak. Modern eğitime önem veriliyor ama insan kazanmak en büyük arzuları.
Kitap boyunca en merak ettiğim şeylerden biri de Müslüman Türk birilerinin onlara katılıp katılmadığı; 230. Sayfada cevabımı alıyorum. Kitapta adı geçen 3 kişi haricinde Wilson’un 50 yıl 8 ay misyonerlik yaptığı ülkemizde bunlardan başka hiçbir Müslüman ile ilişki kurduğuna dair bilgi geçmiyor. Tabi geçmiyor olması öyle olmadığını da kendimce kanıtlamıyor.
Misyonerler sessizce kendilerini büyütürken bir yandan da Ermeniler ve Türkler arasında karışıklık çıkmasını da tetikliyor. Öyle ki bir misyonere, Amerika siyaseti üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan İngiliz diplomat Lord James şöyle demişti: "Ermeniler itibar istiyorlarsa böyle olmaz. Bir büyük karışıklık çıkartmalılar. Kimileri asılmalı ve kimileri kesilmeli. Türklerle kavgaya tutuşmalı ki biz de o zaman işin içine girip onların amaçlarına ulaşmalarına yardım edelim." O zaman da amaçları buydu şimdi de yaptıkları bu tam olarak. İtibar ve güç istiyorsanız karışıklık çıkartın.
Velhasıl ; Okuması fazlaca bilgi içerikli olduğu için zor ama kesinlikle okunmalı. Kitap hem Osmanlı’nın son dönemini hem de American Board’ın ülkemizdeki faaliyetlerini anlamak isteyenler için önemli ve düşündürücü bir eser. Buralara kadar kolay gelmediler yıllarca deneyip olmasa da tekrar ayağa kalktılar ve zamanında aktif okullar kurmayı başardılar. Peki bu emeği zayi edip ülkemizden öyle kolay giderler mi bir düşünmek gerekir…