Matt Haig, Gece Yarısı Kütüphanesi ile bizi buluşturduğu o büyüleyici ve mistik evrene bu kez rayların üzerinde, gizemli bir tren kompartımanında devam ediyor. Ancak baştan belirtmek gerek: Bu kitap kesinlikle bir devam romanı değil; aynı evrende geçen ama bambaşka bir yolu tercih eden, kurgusu tamamen farklı bir eser.
Farklı Bir Odak: İlk kitapta Nora’nın seçmediği hayatlar üzerinden akan "keşkelerini" okumuştuk. Bu kitapta ise 81 yaşındaki Wilbur Budd’ın doğrudan "ölüm" anıyla sarsıcı bir yolculuğa çıkıyoruz.
Zaman Yolculuğunun Katı Kuralı: Wilbur’un bindiği bu mistik tren, onu hayatının en kritik anlarına (özellikle büyük aşkı Maggie ile olan geçmişine) götürürken önüne tek bir kural koyuyor: "Geçmişteki haline asla dokunma ve müdahale etme." İnsanın kendi hatalarını sadece bir izleyici olarak seyretmesinin ne kadar ağır ve şifalandırıcı bir yüzleşme olduğunu yazar harika aktarmış.
Kısa Özetim:
Yazarın insan psikolojisine dokunan o şifacı ve duru üslubunu zaten çok seviyorum. Ölüm ve pişmanlık gibi ağır temaları, kaçırılan ikinci şanslar üzerinden o kadar umut dolu ve akıcı işlemiş ki... Hikayeyi çok büyük bir beğeniyle, Wilbur'un hemen yanı başında seyahat ediyormuş gibi okudum. Üstelik satır aralarında eski bir dosta, Nora'ya rastlamak da harika bir sürpriz oldu.
Hayata, ölüme ve kaçırılan anların değerine dair sıcacık ama derin bir sorgulama arayan herkesin bu trene biletini almasını tavsiye ederim.
Gece Yarısı TreniMatt Haig