Duygusal yönü çok baskın, okurken onu hissediyorsun; zaten Gospodinov’un babasının kanser sürecini ve onun ardından tuttuğu yası anlattığı bu kitap, aslında "Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe." cümlesiyle özetlenebilecek acayip içten bir anı-roman. Hayatını toprağa adamış sessiz, emekçi bir babanın adım adım soluşunu izlerken, bir yandan da "Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi gittiğinde gerçekten büyümüş mü oluyoruz?" sorusuyla baş başa kalıyorsun. Ağdalı edebiyat yapmadan, sanki karşılıklı dertleşiyormuş gibi çok sakin ama insanı derinden yakalayan, şefkatli ve hüzünlü bir kitaptı.