·384 syf.····Okunma: 12 Haziran 2026 12:07 "Otuz beş yaşındayım. Bu hayatımın on üçüncü...belki de on altıncı... bölümü olmalıydı. Ama bir şekilde, en başa geri fırlatılmış gibi hissediyordum ya da en kötüsü, bölümleri yeniden yazmaya itilmiş gibi hissediyordum."
Kitap, Seattle'da yaşayan ve evliliği yeni sona ermiş olan Valentina Baker'ın, kendisini henüz çocukken terk eden annesi Eloise’in ölüm haberini almasıyla başlıyor.
Annesi Valentina’ya, Londra’nın kalbinde yer alan tarihi ve çok güzel bir kitabevi ile üzerindeki daireyi miras bırakmıştır.
Hem geçmişin kırgınlıklarıyla yüzleşmek hem de bu mirası ne yapacağına karar vermek için Londra’ya giden Valentina, annesinin kendisi için hazırladığı gizemli bir hazine avıyla karşılaşır.
Eloise, kızının kendisini anlayabilmesi ve affedebilmesi için kitabevinin kuytu köşelerine mektuplar, ipuçları ve yapılacaklar listesi gizlemiştir. Valentina bu ipuçlarını tek tek çözerken, annesinin onu terk etmesinin ardındaki trajik gerçekleri ve fedakarlıkları öğrenir. Bu süreç ona sadece annesini bağışlama fırsatı sunmakla kalmaz, aynı zamanda
Londra'da yepyeni bir hayatın, dostlukların ve aşkın kapısını aralayarak kendi içsel dönüşümünü tamamlamasını sağlar.
Çok tatlı bir hikâye. Olayları hem Valentina hem de Eloise bakış açısından okuyabiliyoruz. Düğümler çözüldükçe anne ve kızın kurulması geç kalınmış bağları kısmen de olsa kuruluyor.
Aslında hikâyenin geneline bakıldığında atılmaktan korkulan bir adımın insanı nelere mecbur bırakacağını çok net bir şekilde görüyoruz. Yıllar boyu süren pişmanlıklar, hep kaçmaktan ve korkmaktan ileri geliyor. En çok tutmak istediğiniz el size uzandığında, bağlandığınız prangaları çözmek yerine boşta olan elinizi de prangalamayı seçtiğinizde hikâyeniz hep buruk ve yarım kalmış olacak.