Bazı kitaplar bittiğinde üzülürsünüz, bazıları ise içinizde bir yere dokunup uzun süre kalır. Iza'nın Şarkısı benim için ikinci türden bir kitap oldu.
Bir annenin alıştığı hayatından, anılarından ve kimliğinden koparılışını okurken kalbim acıdı. İza'nın sevgisi vardı ama bazen sevgi tek başına yetmiyordu. Magda Szabo, insanların birbirini anlamadan da çok sevebileceğini öyle gerçek anlatmış ki sayfalar boyunca hem anneye hem kıza kızıp sonra ikisine de hak verdim. Kitabı kapattığımda aklımda tek bir düşünce kaldı: Bazen bir insana verebileceğimiz en büyük şey, onun hayatını düzene sokmak değil, onu olduğu gibi anlamaya çalışmaktır.
Okurken birkaç kez durup nefes almak zorunda kaldım. Çünkü bazı ayrılıklar kilometrelerle değil, anlaşılamamakla yaşanıyor. Kalbim en çok da kimse kötü olmadığı halde herkesin kaybetmesine acıdı.