Öksüzlerle dolu bir tren ve tavan arasında sıkışmış anılar...
Tarihi gerçeklerin etrafında oluşturulmuş kitapları severseniz bu kitap tam size göre. 1929-1939 yılları arasında uygulanmış bir proje Öksüzler Treni. Çeşitli yetimhanelerden toplanmış öksüz çocukların bindirilip, koruyucu ailelere verilmek için yolculuk ettiği, yolculuk süresince farklı duraklarda çocukların sergilenerek ailelere tanıtıldığı bir uygulama. Tabi bu sergileme sürecinde çocuklar güçlü, kuvvetli,sağlıklı ise iyi çalışabilecekleri için öncelikli olarak tercih ediliyorlar. İstisnaları olsa da evlat edindirmeden çok köle satışını andıran bir uygulama.
Kitapta ana karakter olarak karşımıza Molly ve Vivien çıkıyor. Vivien trenin yolcularından biri. Molly ise koruyucu aile ile yaşayan bir genç. Toplum hizmet çalışması yapması gereken Molly, yaşlı bir kadın olan Vivien'in eşyalarını düzenlemesine yardım etmek zorunda kalır. Tavan arasında depolanmış her bir kutu ile yeni anılar ortaya çıkar ve hikaye şekillenmeye başlar.
Öksüzler Treni, farklı kuşaklardan iki kadının hikâyesini anlatırken aslında ait olmanın, sevilmenin ve köklerini bulmanın ne demek olduğunu sorguluyor. Vivian'ın 1929 Amerika'sında başlayan zorlu yolculuğu ile Molly'nin günümüzdeki yalnızlığı arasında yıllar var; ama ikisinin de taşıdığı yaralar birbirine çok benziyor.
Kitap boyunca en çok hoşuma giden şey, geçmişin insanı nasıl şekillendirdiğini gösterirken umudu da elden bırakmaması oldu. Bazen bir eşya, bazen bir anı, bazen de hiç beklemediğiniz bir dostluk sizi kendinize geri götürebiliyor.
Hüzünlü ama iç karartıcı değil; aksine insanın içine yavaş yavaş yerleşen, sıcak ve dokunaklı bir hikâye. Özellikle aile, aidiyet ve ikinci şanslar üzerine kurulu romanları seviyorsanız şans vermeye değer.