Ali İpek , çağdaş Türk edebiyatına olan tüm o mesafeli duruşumu, önyargılarımı tek bir hamlede kıran, diline ve kalemine hayran kaldığım muazzam bir yazar.
Onunla ve o büyüleyici diliyle ilk tanışmam Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikayesi romanıyla olmuştu. Hatta yakın zamanda kendisiyle yüz yüze söyleşide bir araya gelme fırsatı da buldum; hem entelektüel duruşuna hem de edebiyata yaklaşımına bir kez daha hayran oldum. Yazarın ödüllü eseri olan Kimsenin Ölmediği Bir Cinayet Öyküsü , benim onun kaleminden okuduğum ikinci kitap oldu ve açık söylüyorum, beni ilkine göre çok daha derinden sarstı.
İlk başta bir polisiye gibi görünen bu eserin arkasında öyle derin, öyle çok katmanlı felsefi ve psikolojik bir yapı var ki...
Ali İpek , o "üç meczup çocuğun" naif dünyası üzerinden insan ruhunun en derin yalnızlıklarını, kırılmalarını ve o sarsıcı "anne yokluğunu" muazzam bir kurguyla önümüze koyuyor. Satır aralarında öyle detaylar, öyle güçlü metaforlar saklı ki, kitabı elinizden bıraktıktan sonra bile günlerce zihninizde dönmeye devam ediyor.
Çağdaş edebiyatta felsefeyi, dramı ve dili bu kadar güzel harmanlayan çok az yazar var. Bendeki etkisi gerçekten çok büyük oldu, sindirmem zaman alacak. Kesinlikle okuyun, bu katmanlı dünyayla siz de tanışın.