Bu sayfalar, ne adı konabilen bir suçun ne de somut bir yargının etrafında dönüyor daha çok insanın kendi varoluşuna karşı açtığı sonsuz ve görünmez bir davanın tutanağı niteliğinde. Toplumun kuralları bürokrasinin soğuk dili ve “doğru” diye dayatılan kalıplar bu davanın içinde insanı giderek daralan bir labirente hapsediyor.
Suçsuzluğunu kanıtlamaya çalıştıkça varlığı parçalanan açıklama ürettikçe daha da kaybolan bir bilincin hikayesi bu. “Dava”nın asıl ağırlığı hükmün kendisinden ziyade hükmün nedenini asla bilememekte yatar. Ve sonunda geriye, kaçınılmaz olanın karşısında bile söz bulamayan suskun ve kırılgan bir insan kalır.