Bugün sizlere düşündürücü bir kitapla geldim. @yfgrmm_x ’in yazdığı “İki Deli’nin Dansı” adından ve o siyah-beyaz kapak tasarımından da hissettiğim gibi, insan psikolojisinin en tekinsiz dehlizlerinde gezinen, derin ve hüzünlü bir anlatıya sahip. İnce bir kitap olmasına rağmen, sayfaları çevirirken beni zihnimdeki o “susmak bilmeyen seslerle” baş başa bıraktı ve uzun uzun düşündürdü. Kitabın merkezinde yer alan İlhan Kaplanoğlu ve çocukluk arkadaşı Mikail Kara’nın o bitmek bilmeyen hakikat arayışına tanıklık ederken, kendimi irade ile nefs, kadercilik ile aşırı tedbircilik arasındaki o bıçak sırtı dengede, kendi içsel savaşlarımı sorgularken buldum. İlhan’ın yakın çevresiyle olan hesaplaşmaları ve üstesinden gelemediği olayların yükü altında ezilmesi içimde buruk bir empati uyandırırken; kurgudaki o çapraz yapı beni de adeta bir labirentin içine çekti. Hikayedeki felsefi diyaloglar o kadar derin ki, bazı satırlarda durup sadece soluklanma ihtiyacı hissettim. Bu zifiri karanlığın içinde bilgelikleri ve babacan tavırlarıyla içimi sıcacık eden Şit Amca ve ona destek olan Güzide Hanım gibi karakterler ise bana yalnız kalmayı öğrenmenin ve hayatın karmaşasında ayakta durabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu hüzünlü bir şekilde yeniden hatırlattı.
Yazar, insanın kendi içindeki o ‘öteki’ ile olan kavgasını, akıl ile delilik arasındaki o ince çizgiyi adeta bir dans koreografisi gibi adım adım, son derece sade ve samimi bir dille işlemiş. Süslü cümleler yerine hayatın içinden gelen bu dobra anlatım, hikayenin ve barındırdığı tespitlerin etkisini daha da sarsıcı hale getiriyor. Bir solukta okunan ama bittiğinde arkasında derin bir boşluk hissi ve melankolik bir tortu bırakan bir eser bu. Yazarımızın emeğine sağlık. İyilikle ve kitapla kalın.