S.T. Abby’nin Mindfck serisi dışarıdan bakınca yalnızca bir intikam hikâyesi gibi görünebilir.
Ama içine girdikçe bunun aslında travma, seçim ve insan zihni üzerine kurulmuş ciddi bir karakter çalışması olduğunu fark ediyorsunuz.
Benim için hikâyedeki asıl sürpriz olayların kendisi değil, karakterlerin o neden-sonuç ilişkisi içindeki tutarlılığı oldu.
Lana karakterinde ağır travmanın bir insanın hayatta kalma mekanizmasını nasıl yeniden şekillendirebileceğini çok gerçekçi bir yerden izliyoruz.
Zihninin adeta operasyonel bir sisteme dönüşmesi oldukça başarılı işlenmiş.
Logan tarafı ise özellikle hoşuma gitti.
Bir profilci olarak elindeki verilere sadık kalması, “burnunun ucundakini görememesi” değil; mesleki reflekslerinin doğal sonucu gibi hissettiriyor.
Elindeki tüm veriler belirli bir profile işaret ederken, karakterin sezgisel şekilde bambaşka bir yere yönelmemesi bana oldukça tutarlı geldi.
Serinin asıl güçlü yanı ise karakterlerin hayatta kalmak için dönüştükleri kişiliklerden çıkıp gerçekten seçim yapmaya başladıkları noktada ortaya çıkıyor.
Çünkü ilk aşamada yapılan şey bir tercih değil, adaptasyon.
Ama ne zaman ki yeni etkenler, duygular ve toplumsal baskılar devreye giriyor; işte o zaman karakterlerin hangi yöne kırıldığı önem kazanıyor.
Kitabın sevdiğim bir diğer tarafı da doğruyu ya da yanlışı güzelleştirmeye çalışmaması oldu.
Karakterleri yargılamadan, insan doğasının sert taraflarını olduğu gibi göstermesi bence seriyi güçlü yapan şeylerden biri.
Bunun yanında teknik anlamda da oldukça temiz bir kitap.
İlk kitaptaki kaliteli baskı burada da korunmuş.
Sayfalar kalın, editöryal süreç başarılı ve çeviri oldukça düzgün.
Anlatım dili ise sade, anlaşılır ve çok akıcı.
Sonuç olarak:
Mindf*ck benim için yalnızca karanlık bir hikâye değil, insanların kırılma anlarında neye dönüştüğünü ve neden o seçimleri yaptığını izlediğim güçlü bir karakter anlatısı oldu.