280 syf.
·16 günde·8/10
ilk cümlesinde kitap sizi şaşırtacak ve farkını göreceksiniz. Hasan Ali Toptaş yine kelimelerini özenle seçip cümlelerini oluşturuyor. Cümleleri oluşturan kelimeler birbirine o kadar uyumlular ki sanki her bir kelime oluşturduğu cümleleri, cümleler oluşturduğu paragrafları, paragraflar ise oluşturduğu sayfaları en ufak bir şekilde bile ürkütmekten korkarcasına uyumlu, sıralı bir şekilde seçilmişler gibi. Hepsinde belirgin bir nizam var, kelimelerin ahenkinden, cümlelerin bitişindeki sallanışından bunları rahatlıkla anlayabiliyoruz. Belki de bunların hiçbirinin olmadığı, bu kelimelerin üzerlerinin yumuşak bir sisle örtülü dururken Hasan Ali Toptaş tarafından üzerlerindeki sisin kaldırılıp, her birinin, tek tek ve özenle alınıp güneşe tutulup sonra HAT'ın dil büyüsü, dil cambazlığı ile yan yana getirilip düşünce akışı ve zihin bulundurma yapılmasına karşın gayet kolayca okunan bir roman olmasından da farkını anlayabildiğimiz bir roman.

Uykuların Doğusu düşünce akışının, zihin bulandırmanın ve dili kullanma becerisinin güzel ve başarılı bir örneklerinden. Çoğu yerlerde daha doğrusu ortalara kadar Bin Hüzünlü Haz ile aynı telden de çalıyorlar, aynı betimlemelerin birbiri ile yarıştığı, aynı arayışın egemen olmak istediği şekilde de aynı telden çalıyorlar. Birbirine benzeyen, birbirini çağrıştıran ama aslında da birbirinden farklı olan iki farklı unsur var, onlar da Alaaddin ve Haydar. Alaaddin Bin Hüzünlü Haz'da betimleme ve arayışın sebebiyken, Haydar ise Uykuların Doğusu'ndaki betimlemelerin ve arayışın izleyicisi diyebiliriz. Aladdin bir bilinmezdi, onu arıyorduk ve onu soruşturuyorduk, kitabın içindeki birçok yönlendirmeyi, kitap içi birçok manevrayı Alaaddin'e yaklaşırken ona göre yapıyorduk ama Haydar ise bir izleyici olduğu için o bizi ve hikâyeyi yönlendiriyor, sorduğu sorularla betimlemelerin içinde kaybolurken kitabının adına yakışır şekilde bizi uykudan uyandırıp kendimize getiriyor.

Evet, kitabın içeriğine genel olarak bir uyku hâkim, anlatıcı Hasanım Ali de bu uykulu halden bir türlü kurtulamayıp hikâyesine istediği girişi yapamıyor, zihin bulandırmaya, düşünce akışını somut bir şekilde gerçekleştirip bizleri düzenli kelimelerinin, özenli cümlelerinin içinde gezdirirken hikâyesinin içinde de daireler çizdiriyor. Uzunca bir süre asıl hikâyeyi bırakıyor anlatıcı Hasan Ali, kendisine asıl hikâyeymiş gibi görünen ve bize de bu şekildeymiş gibi göstermek istediği bölük pörçük, birbirinden tamamen kopuk, diğerlerinden tamamen kopuk olmasıyla beraber kendi içinde de tutarsız başka başka kısa hikâyeler anlatıyor. Anlatıcı Hasan Ali uzunca bir süre uykusunda doğamayıp hikâyesine bir tutarlılık getiremeyip net kurguyu da oluşturamıyor, oluşturamadığı için de Haydar'ın sorularına mantıklı bir açıklama ile cevaplar veremiyor, net bir şekilde sonuca gidemiyordu, belki de bunların hiçbirinin olmadığı bir şekilde anlatıcı Hasan Ali bizi
Hepsi bir arada toplanıp özenle seçilen kelimelerin düzenli cümlesi ile beraber esas hikâye Kuşlar Yasına Gider havasındaydı. Hele ki o sonları, dedenin kuşu arayışı.
düşünce akışı, zihin bulandırma, kelimelerin büyüsü ve dilin en başarılı şekilde kullanımı gibi yöntemlerle güzelce bir uykuya yatırmak istemiş. Anlatılan her bir şey aslında cümlelerle değil, kimi zaman sağa sola dağılıveren şekilsiz kelimelerle, kimi zaman da sadece harflerle anlatılmış demek de doğru olabilir, ama bir bütün olarak bakıldığında o dağınıklıkların da aslında ne kadar düzenli ve özenli olduğunu da görüyoruz.

Toptaş'ın romanlarında olan bir başka güzelliği ve özelliği de gündelik olayları bize büyük büyük olaylar gibi okutabilmesidir, işte burada yine kelimelerin ve dilin büyüsüne şahit oluyoruz. Büyü diyorum çünkü hiç şüphesiz büyülü gibi geliyor her şey, bir ara ciddi ciddi hikâyeyi sonsuz gibi düşündüm, bu sonsuz düşüncelerin içinde de ufak bir silkelenme ile roman sonunun geleceğini de belli edip bu sefer okuru farklı kulvardan vurmaya başlıyor. Büyülü gerçekçeklik kitabın başından sonuna kadar kurguya hâkim zaten, gerçek ve hayali ayr ayrı sorgularken anlatıcı Hasanım Ali sizi bir anda artık oturmuş, konusu belirlenmiş ve duygusu yoğun bir hikâyenin içine alıyor sizi. Bu güzel ve farklı romanın içinde roman sanatının zirve noktalarını okuyoruz. Uykuların Doğusu'nu okuduktan sonra anlayacaksınız ki daha ilk kelimesinde,