Puan vermedi·%22 (108/480 syf.)· Açıkçası bu kitaptan gerçekten de yüksek bir beklentim vardı ve bunun en büyük sebebi de Damla'nın (samimiokur) bu kitabı çok beğenmiş olmasıydı.
Maalesef pek de düşündüğüm gibi çıkmadı. Belki ilerleyen sayfalarda daha ilgi çekici oluyordur ancak sabredemeyeceğime karar verdim.
Yarım bırakmama sebep olan şeylerden bahsedeceğim, belki birileri için yararlı olur.
Dikkatimi çeken ilk şey yazarın anlatımıydı. Cümleleri genellikle "şu olduğunda bu oldu" şeklinde kurmuş. Daha anlaşılır olması için birkaç örnek:
1. Çatık bakışlarım onu bulduğunda ürperdim.
2. Karşısında aptal gibi durduğumu anlayıp, kendime öfkelendiğimde elimdeki kalemi tezgahın üzerine bırakıp başımı dikleştirdim.
3. Duyduklarımla dudaklarım aralandığında nefesim kesildi.
Yazar bence "ve" kelimesinden nefret ediyor. Bu tarzda kurduğu cümlelerin çoğunda "ve" kullanmış olsaydı çok daha akıcı ve güzel bir anlatım yakalayabilirdi diye düşünüyorum, en azından benim için. Tercih ettiği anlatım beni rahatsız etti, çok gereksiz buldum ve bazı noktalarda anlam da bozulmuştu. Bir örnek:
Kaşlarım çatılıp alnımın ortasında ince bir çizginin oluşmasına neden olduğunda, parmaklarımın arasında duran zarfın maksadını çözemedim.
Kaşların çatıldığı için mi zarfın maksadını çözemedin yoksa zarfın maksadını çözemediğin için mi kaşların çatıldı? Mantıkken ikinci seçeneğin olması gerekiyor, öyleyse burada cümlelerin sırası yanlış.
Sonrasında her şeyin renginden bahsedilmesi var. Bordo kadife kumaş, çizim defterinin kırmızı kapağı, giydikleri her bir kıyafet, Berna ablanın yeşil kazağı, Ekrem amcanın kahverengi gözleri... Karşımıza çıkan neredeyse herkesin göz ve saç rengini biliyoruz. Bazen de aynı şeyin renginden birden fazla kere bahsediliyordu. Feray her tayt giydiğinde taytın renginin siyah olduğundan bahsediyor. İlk giyişinde bahsedilmesi yeterli, hem biz Feray gibi birinin neon pembe renginde bir tayt giymeyeceğini de anlayabiliyoruz zaten. Karakterin kişiliği bunu ele veriyor.
Bu bahsettiklerim kısaca gereksiz uzatılmış metinlerin ve gereksiz betimlemelerin de bir parçasını oluşturuyor.
Pek çok kitapta olan karakterin araya girip bir şeylerden bahsetmesi mevzusu bu kitapta da vardı. Feray sürekli araya girip kendinden, geçmişinden, arkadaşlarından, onların geçmişinden ve kişiliklerinden, derslerinden ve başka bir şeylerden bahsediyor. Bunlar da tabii ki akışı bozuyor, oturup da onun bunun hakkında makale okur gibi bilgi almak istemiyorum. Bunlar kitabın akışıyla birlikte yavaş yavaş da verilebilir.
Bir yerde "Dark Web" geçiyordu ve Feray araya girip bize Dark Web'in tanımını yaptı. Allah aşkına buna ne gerek var? Roman okuyoruz, makale değil. Okur Dark Web'in ne olduğunu bilmiyorsa kendisi gidip araştırabilir. İlla tanımı verilecekse de "dipnot" dediğimiz şey bunun için var.
Gelelim kitapta beni aşırı derecede rahatsız eden bir sahneye: Feray ve Hektor'un ilk karşılaştığı sahne.
Feray'a dairesinin kapısının altından bir zarf geliyor, tam o sırada apartmandan ses gelince Feray da "Belki notu bırakan kişi odur," diyerek kapıyı açıyor. Hektor karşıdaki dairenin önünde, sırtı Feray'a dönük. Feray, Hektor'u gördüğü gibi adamı süzmeye başlıyor. Yıkılmaz bir duvara benzediğinden, fiziğinin kusursuz olduğundan, uzun boyuyla görkemli göründüğünden bahsediyor. "Odaklanmamız gereken şey cidden bu mu," dedim orayı okurken.
Sonrasında Hektor arkasını dönüyor. Feray'ın o sırada üzerinde sadece külot ve uyluklarına kadar uzanan bir tişört var bu arada. Önce göz göze geliyorlar, sonra Hektor Feray'ın vücudunu süzmeye başlıyor. Bana azap veren bir yavaşlıkla manzarasının keyfini çıkardı, diye anlatıyor Feray bunu. Ya aşırı derecede rahatsız edici bir şey değil mi bu? Benim ilk düşündüğüm şey Hektor'un sapık olduğuydu.
Feray sonrasında, Tanımadığım bir adamın karşısında yarı çıplak olduğum için rahatsız hissetmem gerekebilirdi ama şu an bu halimi azıcık bile umursamıyordum. Aklımı meşgul eden daha tedirgin edici şeyler vardı, diyor. Ya dalga mı geçiyorsun? Karşında uzun boylu, cüsseli bir adam duruyor ve seni bir sapık gibi hiç utanmadan süzüyor. Bundan daha tedirgin edici ne olabilir? Bir an Geriye Sadece Karanlık Kaldı okuyormuş gibi hissettim.
Ya bir de Hektor sonra tekrardan Feray'ın bedenine bakıp "Tarzını sevdim," diyor. YA, IY. KUSUCAM. Yüzünde de hep alaycı bir tebessüm var.
O sırada Feray'ın arkadaşı Afra geliyor, kör kütük sarhoş. Feray onu daireye çekmeye çalışırken Afra dengesini kaybedip Feray'ın üstüne devriliyor ve sonra "Bileğim," diye sızlanmaya başlıyor. Sol ayak bileği mi acıyormuş ne.
Hektor gidiyor, Afra'yı "kucağına alıyor". Yüzünde alaycı ve "hınzır" bir tebessüm olduğundan da bahsediyor Feray. Sonra Hektor, "Girebilir miyim? Yürümese iyi olur," diyor. Aptal salak Feray da bunu kabul etmesin mi? Adamı dairesine, yatak odasına kadar sokuyor.
Bu adam o sırada hem bir yabancı hem de potansiyel bir sapık. Öte yandan Feray'ın başına gelen diğer şeylerle bağlantısı olabilir. O şeyler de çalıştığı galerideki patronunun öldürülmesi ve sonrasında evine bilinmeyen birinden kırmızı bir zarf gelmesi. Hani... HİÇ de normal şeyler DEĞİL bunlar. Ne kadar tehlikeli bir durum olduğunu anlamışsınızdır. Bu adam bir sapıktan öte katil bile olabilir. Afra zaten sarhoş, hiçbir şey yapamaz. Hektor onu bir kenara fırlatıp Feray'ın üzerine atlasa Feray o durumda ne yapabilir? Hiçbir şey!
Hektor, Afra'yı yatağa bıraktıktan sonra Feray ile kapı önünde durduklarında Feray, Hektor hakkında, Erkeksi, kendine has kokusu her kadının arzusunu uyandırabilecek bir yapıya sahipti, diyor. Ya dalga mı geçiyorsun??? Bu sahneyi okurken erimemiz falan mı gerekiyordu? Ya da Hektor'un bizi etkilemesi? Bana kalırsa ikisi de son derece rahatsız edici. Ayrıca omegaverse mi okuyoruz Allah aşkına? Feromon mu salgılıyor bu adam? Ya da salgıladığı testosteronun kokusunu falan mı alıyor Feray? Kendine has erkeksi koku ne?
O kadar inceleme okudum, benden başka sadece tek bir kişinin bu sahneden bahsettiğini gördüm. İnanılmaz cidden. Kadınların toplumda uğradığı haksızlık hakkında karşımıza kamu spotlarının çıktığı bir kitapta böyle bir sahnenin olması da inanılmaz.
Hektor'un erkeksi kokusundan ve kapkara gözlerinden sonrasında sürekli olarak bahsediliyor bu arada, sürekli. Bıkkınlık geldi.
Benim kitabı yarım bırakmamın sebepleri bunlar. Konusu ilginizi çektiyse yine de bir şans verin, belki siz seversiniz demek istiyorum aslında ancak bahsettiğim o sahne beni o kadar rahatsız ediyor ki bir yandan da kimseye önermek istemiyorum.