·328 syf.····Okunma: 16 Haziran 2026 14:37 Kısaca konusundan bahsedeyim. Tess, babasının ölümünden sonra yıllarca annesiyle yaşamış ve kendi hayalleri doğrultusunda bir hayat kurmaya çalışmıştır. Ancak annesinin emekli bir mafya lideriyle evlenmesiyle hayatı tamamen değişir. Bu evlilik sayesinde Yunan mafyasının başındaki Nikolas Stathoulis onun üvey ağabeyi olur.
Tess, film yapımcısı olma hayalinin peşinden gitmek isterken Nikolas onu koruma bahanesiyle hayatını kontrol etmeye çalışır. Özgürlüğüne düşkün olan Tess ise bu duruma boyun eğmez ve ikili sık sık karşı karşıya gelir. Aralarındaki güç savaşı zamanla yerini inkar edemedikleri bir çekime bırakırken, Tess kendini mafyanın tehlikeli dünyasının tam ortasında bulur.
Sinir krizi geçireceğim. Uzun zamandır bir erkek karaktere bu kadar sinir olduğumu hatırlamıyorum. Kitaba başlamadan önce yorumlardan Nikolas’ın pek sevilen bir karakter olmadığını görmüştüm ama açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Okurken gerçekten elim ayağım titredi.
Ben dark romance okuyan biriyim ama bu türü okurken özellikle dikkat ettiğim şeyler var. Güçlü, karanlık ve ahlaken gri karakterleri okuyabilirim fakat kadın karakterin sürekli aşağılandığı, tehdit edildiği ve baskı altında tutulduğu kitapları özellikle okumamaya dikkat ediyorum. Malesef çok araştırmadan okuduğum bir kitaptı o yüzden sevmediğim çoğu şeyle karşılaştım.
Nikolas karakteri baştan sona tam bir red flag. Adamın konuşmalarının büyük kısmı emir vermekten, tehdit etmekten ve insanları kontrol etmeye çalışmaktan oluşuyor. Sürekli karşısındaki insanların hayatı kendi iki dudağının arasındaymış gibi davranıyor. Tamam, mafya liderisin. Tamam, güçlü bir adamsın. Ama ben daha önce onlarca mafya kitabı okudum ve hiçbirinde bu kadar kibirli, bu kadar buyurgan ve bu kadar tahammülsüz bir karakterle karşılaşmadım.
Öyle ki en ufak saygısızlık olarak gördüğü şeyde bile öfke patlaması yaşıyor. Tess’in elini sıkmaması bile adamın dünyayı kıza dar etmesine yetiyor. Sürekli “ya bana itaat edersin ya da sonuçlarına katlanırsın” tavrında. Kusura bakma ama bu romantik değil. Bu olsa olsa toksik bir güç gösterisi.
Sadece şu diyaloğa bakın:
Ona bir bardak su doldurup uzattım.
"İç."
"Susamadım" diyerek geri çevirdi.
"Bu bir emirdir."
Offladı ama itaat etti.
Gerçekten okurken çıldırdım. Daha doğru düzgün birbirlerini tanımıyorlar bile. Ortada gelişmiş bir ilişki yok, güven bağı yok, duygusal yakınlık yok ama adam sürekli emir kipinde konuşuyor. Bir insan sevdiği biriyle değil, düşmanıyla böyle konuşur.
Üstelik bu tavrı sadece Tess’e karşı da değil. Tess’in annesine, kendi ailesine, çevresindeki herkese karşı aynı şekilde davranıyor. Sürekli emirler yağdırıyor ve söylediklerinin sorgusuz sualsiz yerine getirilmesini bekliyor. Bu yüzden kitaptaki karakterlerin çoğu bana fazlasıyla duygusuz geldi. Nikolas’ın babası da aynı şekildeydi. Hatta Tess’in annesi bile kızının özgürlüğünün elinden alınmasına ses çıkarmadığı için beni hayal kırıklığına uğrattı.
Nikolas’ın söylediği bazı şeyler ise beni gerçekten rahatsız etti. Daha ortada bir ilişki bile yokken kurduğu cümleler romantik olmaktan çok uzak, doğrudan taciz sınırında hissettirdi. Mesela kitapta geçen bir cümleyi söylüyorum; "Gelecekteki kocana tam olarak ne bulacağını söyleyebilmek için seni denemeli miyim acaba?" başka yorumum yok yani siz buradan her şeyi anlıyorsunuzdur.
Bir diğer problem ise aralarındaki ilişki. Nikolas’ın Tess’e ne zaman aşık olduğunu anlamadım. Tess’in de adamın yaptıklarını bu kadar kolay kabullenmesini anlayamadım. Aralarında duygusal bağ zaten yok. Birbirlerini tanımalarını, anlamalarını ya da birlikte bir şeyler yaşamalarını okumadık. İlişki tamamen fiziksel çekim ve smut sahneleri üzerine kurulmuştu.
Tess’in karakteri de beni hayal kırıklığına uğrattı. Geçmişte zorbalığa uğramış, anksiyeteyle mücadele eden bir karakterden bahsediyoruz. Bu yüzden Nikolas gibi baskıcı biriyle karşı karşıya kaldığında daha fazla direnmesini beklerdim. Çünkü adamın ona yaptığı şeylerin bazıları, geçmişte yaşadığı kontrol ve baskının farklı bir versiyonu gibiydi. Bu kadar kolay kabullenmesi bana hiç mantıklı gelmedi.
Karakterlere bu kadar sinir olunca hikayeye odaklanmak da zorlaştı. Ama dürüst olmak gerekirse hikayenin işlenişini de oldukça yüzeysel buldum. Olaylar derinleşmeden geçiyor, karakterlerin psikolojileri yeterince işlenmiyor. Kitabın anlatmak istediği şeyleri hissetmek yerine sürekli karakterlerin davranışlarına takılıp kaldım.
Kısacası bu kitap benim için her anlamda hayal kırıklığı oldu. Ne karakterleri sevebildim ne ilişkiye inanabildim ne de hikayenin işlenişinden tatmin oldum. Dark romance seven biri olarak bu ilişkiyi fazlasıyla toksik buldum. Bu yüzden benim tavsiye edebileceğim bir kitap değil.