Selamlar, bugün nihayet bitirebildiğim Zalim Prens serisi hakkında inceleme yapacağımm
Aslında ilk başta yapmam diyordum, ama umduğumdan farklı bir seriye karşılaşmak beni inceleme yazmaya itti.
Konusundan bahsedelim kısaca; Taryn, Jude ve Vivienne adındaki üç kardeş faniler diyarında ailesiyle birlikte huzurlu bir yaşam sürmektedir. Ta ki annelerinin eski eşi, Vivi'nin de öz babası olan Madoc adındaki bir adam Periler Diyarı'ndan gelip bu huzuru bozana kadar. Madoc, anne ve babalarını katlettiği çocukları yanında Periler Diyarı'na götürür.
Kitabın en büyük çatışma unsuru ve olayların başlangıç sebebi, fanilerin Perileri Diyarı'nda gördüğü zorbalık aslında.
Bu incelememi spoilersız yazmaya çalışacağım bu yüzden fazla ayrıntı vermeyeceğim.
Öncelikle, kitabın umduğum gibi çıkmadığını belirtmek istiyorum. Hem olumlu hem olumsuz açıdan.
Kitaba başlamadan önce romantizm ağırlıklı sanmıştım. Beklediğimin aksine görev sahneleri, fantastik unsurlar vs. daha fazlaydı. Romantizm tam sevdiğim gibi slowburn şeklindeydi (hem de fazlasıyla ) Dolayısıyla romantizm severlerin beklentisini çok karşılamaz çünkü romantik unsurların büyük bölümü son kitapta var ki o da fazla değil.
Sevgileri yüzeysel gelmişti başta. Partnerlerden birinin peri olması da işleri yeterince zorlaştırıyordu zaten. İlk kez böyle bir kitap okuduğum için alışmam zaman aldı.
Olumsuz olarak zaten herkesin şikayet ettiği şey var: •Çeviri. Hayatımda böyle bir çeviri okumadım, kendi Türkçemden şüphe ettirdi bana. Olay rahatsız etmesinden de ziyade anlaşılmaz olmasıydı. Son kitapta çevirmen farklıydı bu sayede daha iyiydi neyse ki.
•Jude'u herkes sevse de -güçlü bir karakter oluşuna ben de bayıldım- ben pek ısınamadım. Bazı kitaplarda ana karakterle aşırı derecede bağ kurarız ya, işte Jude öyle biri değildi bana göre. Belki de yazarın istediği de budur bilemedim ama şu da var karakterlerin hiçbirine bağlanamadımm. (İnanır mısınız en çok Cardan'a bağlandım, bana yüzeysel gelmediği için herhalde sebebini pek çözemedim)
Çoğu soğuktu. Hani eğer ki peri olduklarından böyle hissedildiyse yazarı takdir edeceğimm
•Bazı sahneler, özellikle de birinci kitaptaki sahnelerin çoğu gereksiz uzatılmış geldi bana. Bu akıcılığı ve merak unsurunu bozuyordu, ayrıca plansız hissettiriyordu. Belki de daha çok diğer iki kitaba hazırlık gibi bir şeydi ilk kitap, aynı Hapishane Şifacısı'ndaki gibi. Ama diğer iki kitapta da uzatılmış yerler olduğunu inkar edemem.
Tabii yazarın gelişimi diğer iki kitapta fark ediliyor biraz daha planlı ve hızlı ilerliyor. Yine de, sanki yazar hikayeye ilk başladığında ne yazacağını bilmiyormuş da süreçle eş zamanlı olarak evrilmiş gibi bir hissiyat var.
•Karakterler, konu, daha ayrıntılı işlenebilecek sahneler vs. yüzeyseldi.
Şimdi fark ettim de hem gereksiz uzatılmış olup hem de nasıl yüzeysel olabiliyor diye tekrar şöyle bir baktım. Çelişkili bir şey yazmak istemem. Şöyle toparlıyorum; önem verilmesi gereken sahneler hızlı geçilmiş, önemsiz kısımlar ayrıntılı yazılmış.
Smut sahne son kitapta 1 tane var, 2. kitapta da ona kıyasla daha basit bir sahne var ama yazar smut odaklı gitmediği için (kendisine teşekkür ediyorum çünkü ben şahsen sevmem ) çok ayrıntılı değil ve fazla yok. Bu yüzden hassasiyetlere göre değişebilmekle beraber +16 denilebilir.
En sevdiğim karakter -> Cardan (acıyorum bu çocuğa hem en başta zorba olsa da hiçbir zaman katil değildi)
En sevmediğim karakterler -> Locke ve Lady Asha
Bu şekildeydiii!
Sonuç olarak, ters köşeleriyle ve aksiyonuyla beni yüzde yüz tatmin etmedi ama okuma zevki verdi mi evet. Sanki gençlik kurgularıyla fantastiği birleştirmişler de ortaya bu kitap çıkmış. Ben öyle bir enerji aldım bu kitaptan ^-^
Ters köşe ve daha çok epik fantastik seven kişileri tatmin etmeyecektir, ama çerezlik bir kitap olarak güzeldi.
Belki de sınav haftası sebebiyle okumam bölündüğünden de çok bağlanamamış olabilirim. Kendi nedenlerimi de göz önünde bulundurmam lazım ️elbettee
Holly BlackZalim Prens , Lanetli Kral , Hiçliğin Kraliçesi