"Hırs, insanın kendi elleriyle kazdığı bir çukurdur; içine düştüğünde ise kazdığı derinlik, artık onun dünyası olur."
Scarface, sinemanın en çıplak ve en tavizsiz hırs cehennemi tasviridir. Bu film, basit bir yükseliş hikayesi gibi görünse de aslında, bir insanın sahip olma arzusuyla nasıl kendi ruhunu bir enkaza çevirdiğinin derin bir otopsisidir. Tony Montana’nın serüveni, bir hiçlikten başlar. Onun gözlerinde gördüğümüz o meşhur bakış, sadece hayatta kalma arzusu değil; dünyaya ben buradayım ve her şeyi alacağım diyen, dizginlenemez bir hırsın kıvılcımlarıdır. Tony için dünya, ya yiyenlerin ya da yenenlerin olduğu bir arenadır; başlangıçtaki bu hırs, onu bir canavara dönüştüren değil, içindeki o saklı potansiyeli serbest bırakan bir anahtardır.
Ancak analiz ettiğim kadarıyla film, hırsın bir insanı nasıl içeriden dışarıya doğru çürüttüğünü çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Tony daha fazla güç ve para kazandıkça, onu o noktaya getiren sadakat ve aile gibi kavramları birer yük gibi görmeye başlar; hırs, burada vicdanı körelten bir uyuşturucuya dönüşür. Zirveye yaklaştıkça etrafındaki herkesi birer tehdit olarak görmeye başlaması, hırsın getirdiği kaçınılmaz yalnızlık ve paranoyayı doğurur. Tony, kendi malikanesinde kendi kendine mahkum ettiği o karanlık odaya hapsolmuştur. Artık kazandığı hiçbir şey, ona huzur vermez; çünkü hırs, asla doymayan bir canavardır.
Tony’nin trajedisi, başarısının her basamağında aslında kendi sonunu hazırlıyor olmasından gelir. Zirvenin doruğunda, aslında tamamen savunmasızdır; çünkü güvenebileceği tek bir gerçek insan bile kalmamıştır. Film, o hırslı ve gürültülü tonu, finalde kanlı ve sessiz bir boşlukla tamamlar. O devasa malikane, bir krallık değil, Tony’nin hırslarının gömüldüğü bir anıt mezardır. Tony Montana, her şeye sahip olmaya çalışırken, aslında kendisi olma şansını çoktan kaybetmiştir. Sonuç şudur: Hırslar insanı cehenneme sürükler. Ve bu cehennemin kapısını dışarıdan gelen düşmanlar değil, insanın bizzat kendi doymak bilmez arzuları açar. Tony, hırsın başarı aracı olmaktan çıkıp bir yıkım sebebine dönüştüğünü kendi hayatıyla kanıtlayan, kendi ateşinde kavrulan trajik bir figürdür.