#k:537056ta Takuya Asakura
“Ne de olsa mucizeler, sanıldığı kadar nadir değildir.”
Dünyanın herhangi bir yerinde olmayan, yalnızca kalbinde derin yaralar taşıyan insanların ulaşabildiği gizemli bir kitabevi var: Sakura Kitapçısı.
Kiraz çiçekleriyle çevrili bu küçük kitabevinde ziyaretçileri; gizemli genç kız Sakura ve her şeyi sessizce gözlemleyen üç renkli kedi Kobako karşılıyor. Adeta kitabın başrol oyuncuları onlar.
Dört ayrı bölümden oluşan romanın her bölümü, Sakura’nın nerede olduğu bilinmeyen bu esrarengiz kitapçıda, Kobako’nun seçtiği bir kitaptan okunan bölümle başlıyor. Buraya gelen herkesin ortak bir yanı var: tamamlanmamış vedalar, pişmanlıklar ve yüzleşilememiş duygular…
Sakura, yas sürecini tamamlayamayan, sevdikleriyle istedikleri gibi vedalaşamayan ya da onlar için yapılan fedakârlıkların farkına varmadan yaşamaya devam eden ziyaretçilerini kendi gerçekleriyle yüzleştiriyor.
Dört hikâye arasında beni en çok etkileyen bölüm Mio’nun hikâyesi oldu. Annesini kaybettikten sonra derin bir suçluluk duygusuyla yaşamaya çalışan Mio’nun yaşadıkları ve iç hesaplaşması kalbime en çok dokunan kısım oldu.
Kitabın genel değerlendirmesine gelirsem; benim için küçük bir hayal kırıklığıydı. Kapağındaki ışıl ışıl atmosfer, bende bambaşka bir beklenti oluşturmuştu. Ancak içeriği, beklediğim etkiyi tam olarak yaratamadı. Umut ve iyileşme hissi sanki tam derinleşecekken yarım kalıyor, bazı bölümlerdeki tekrarlar ise kurguyu uzatmak için eklenmiş hissi veriyordu.
Elbette her okurun beklentisi ve okuma zevki farklıdır. Eğer Japon edebiyatının dinginliğini seviyor; büyük sürprizler yerine huzur, kabulleniş ve umut duygusunu ön planda tutan hikâyelerden hoşlanıyorsanız bu kitaba bir şans verebilirsiniz.
Bir fincan kahve eşliğinde, sakin ve yavaş akan bir okuma deneyimi arayanlara…