Sivas’ın Zara ilçesinde yaşayan ihtida eden Ermenilerin zorunlu göç yolculuğu canlı ve çarpıcı bir şekilde ele alınmıştır. Tehcirin inanılmaz zorlukları ve nimete kavuşulduğunda belki çoğu şeyin unutularak insanın sevince gark olması, insanın o kadar derdin içerisinde bir parça ekmekle mutlu olması akıcı bir şekilde anlatılmıştır. Kötülüğün katmerleştiği zamanlarda bile insanlığını unutmayan insanların varlığı, Anadolu insanının iyisiyle kötüsüyle ta kendisi ve ideolojik referanslardan ari bir şekilde tehcirin ne olduğu yaşanmış hayat öyküsü üzerinden işlenmiştir. Eserde okuyucu; onu, bunu, ötekini değil, insanı, yani kendini bulacaktır.