Selam
Size, @fatmaerdek'in kaleme aldığı ve Ephesus Yayınları tarafından yayımlanan #KaraKışBeyazDüş kitabıyla geldim.
Fatma Erdek demek; kadınların görünmeyen yaralarına dokunmak, yarım kalan sevdalara, susturulmuş ya da baskılanmış hayatlara ayna tutmak demek. Hayat mücadelesinde dimdik ayakta kalmaya çalışan kadınları anlatmak demek. Zeynep de o kadınlardan biri...
Bu hikâyede geçmiş ve günümüz iç içe ilerliyor.
Zeynep'in hikâyesi daha anne karnındayken eksik kalıyor. Babasının şehit düşmesi, annesinin yıllarca "dul kadın" sözlerinin gölgesinde yaşaması ve birçok şeyden mahrum kalması demek. Zeynep'in etrafı onu seven insanlarla çevrili olsa da baba sevgisini hiç tatmamış, boynu hep bükük kalmıştır.
Bir gün Selim Bey'in arabası evlerinin önüne geldiğinde hayatlarının artık eskisi gibi olmayacağını hisseder. Belki gerçek babası değildir ama eksik kalan yanlarının tamamlanacağını düşünür. Yıllar içinde gerçeklerin hiç de öyle olmadığını acı bir şekilde öğrenecektir.
Annesi artık daha bakımlı, gözlerinin içi gülen bir kadındır. Ancak Selim'in bürokratik geçmişi, her şeyi kontrol altında tutma isteği ve çevresindeki güçlü insanlar, Zeynep'in hayatını derinden etkiler. Selim'in sert mizacı ve hükmetme arzusu okurken beni çileden çıkardığı gibi sizi de sinirlendirebilir.
Yıllar geçtikçe Selim'in tavırlarının değişmesi ve annesinin geri dönüşü olmayan bir hastalığa yakalanması Zeynep'in elini kolunu bağlar. Kendi sınırlarını çizmeye çalışsa da Selim'in takıntılı ve saplantılı yapısı buna izin vermez.
Yaşadığı kötü bir olayın ardından Zeynep, çok sevdiği hasta annesinden uzak kalacağını bilmesine rağmen hâkimlik sınavlarına girer ve Erzurum'un Narman ilçesine hâkim olarak atanır.
Narman'ın küçük ve sert bir yer olması, insanlarına da yansımıştır. Kendini kabul ettirmesi kolay olmaz ancak zamanla herkesin sevgisini ve saygısını kazanır. Özellikle Hasan Amca'nın sevgisini ve güvenini kazandığı anda yolu Kar Kız Akgül ile kesişir.
Derler ya, insanlar birbirini yarasından tanır diye... Aynı kaderi paylaşmaları onları birbirine yakınlaştırır. İki yaralı yürek artık birbirine sığınak olacaktır.
Akgül'ün yere eğik yüzü, konuşmaya çekinen dili ve gözlerindeki ürkeklik Zeynep'e öylesine tanıdık gelir ki... İkisi de babasızlığı yaşamış, baba sevgisini aramıştır. Biri oturduğu sofrada kendini fazlalık hissederken, diğerinin hayatı tutsak edilmiş, geleceği ipotek altına alınmıştır.
Bu sırada Zeynep'in gönlüne de sevda ateşi düşer. Güven Yüzbaşı bu hikâyede en sevdiğim karakter olabilir. Attığı her adımda, yıllar içinde özgüvenini kaybeden, duygularını bastıran ve korkularını geceler gibi saklayan Zeynep'in yeniden kendini buluşuna şahit oluyoruz. Sabırla açılan kapıların ne kadar kıymetli olduğunu görüyoruz.
Akgül ile aynı evde yaşamaya başlaması ve Güven'e karşı hislerinin değiştiğini fark etmesi Zeynep'in hayatında yeni kapılar açar. Ancak Akgül'ün yaşadığı başka bir olay, Güven'in Zeynep'e gelen isimsiz mektupları bulması ve Zeynep'in yaşadığı kayıplar, herkesin hayatını değiştirecektir.
Peki bundan sonra neler oluyor?
Onun cevabı kitapta...
Yaşanan olaylardan sonra gelişen süreci biraz daha okumak isterdim. Bu hikâyede en sevindiğim şey Selim'in sonunda hak ettiğini bulmasıydı. Güven'in, her şeye ve hatta zaman zaman Zeynep'e rağmen sevgisinin arkasında durması da çok güzeldi. Akgül'ün yaptığı fedakârlıkları takdir etmediğimi söylersem yalan olur.
Umudun yeniden yeşerdiği, kendini bulma yolculuğuna bizi de ortak eden sevgili yazarıma teşekkür ediyorum. Ayrıca sevgili @cicekkizlarokuyor grubu ile sohbet ederek okumak da ayrı bir keyifti.