Arap ihanetine uğrayan Teşkilat-ı Mahsusa reisi Süleyman Askerî Bey intihar edecektir. Onun kaleminden ise şu sözler dökülecektir; "Binlerce yıl hür yaşayan bir milletin torunlarıyız. Steplerin kurdu, Arslan'ı, göklerin kartalıyız."
Tarih sahnesinde nice kahramanların hikayesini yazılmıştır. Ama Süleyman Askerî Bey'in yeri ayrıdır. Türk ordusunun en şerefli subaylarındandı. Sorumlu olduğu birliği harp alanında bizzat en ön cephede yürüyemez halde ve yaralı olmasına rağmen yönetecek kurmaydı. Süleyman Askerî Bey Edirne askeri okuluna iken orada öğrenim gördüğü süre boyunca Kuşçubaşı Eşref ve Yenibahçeli Şükrü ile dost olmuştu. Bu bağlantının ileride Türk teşkilatının gizli yapılanmasına katılmasını sağlayacaktı. Harp akademisinden mezun olup Osmanlı ordusuna Yüzbaşı rütbesi ile katılmıştır. Meşrutiyetin ilan sürecinde ismi çok geçen Süleyman Askeri Bey; Makedonya'da yürütülen çete takibinde kendini göstermiş, Rumeli'de II. Abdülhamit'e karşı olan genç subaylar arasında yer almış, gayet teşkilatçı bir insandı. 2. Abdülhamid'i tahttan indirecek olan harekat ordusuyla İstanbul'a gelen Askeri Bey 4 Eylül 1909 yılında kolağası olmuş ve Bağdat'a jandarmaları organize etmek için gönderilmiştir.
Trablusgarp savaşı sırasında işgal teşebbüsü karşısında kılık değiştirerek yakın arkadaşlarıyla beraber Bingazi'ye gelmiş, Enver ve Mustafa Kemal Paşalarla birlikte mücadeleye katılmıştı.
II. Balkan Savaşı sonrasında Bulgarlar ile yapılan İstanbul Anlaşması öncesinde Garbî Trakya Hükümeti'nin kurulmasını sağlamıştır. Teşkilât ı Mahsûsa'nın resmen kurulmasından sonra,ilk başkan olarak teşkilatın yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerini düzenlemiştir.
Süleyman Askerî'nin kısa ve kariyerinin en önemli evresini 1914-1915 yıllarında Irak'ta yaptığı faaliyetler oluşturmuştur. Süleyman Askerî 3 Ocak 1915'te Irak genel komutanlığına atanır, görevi Basra'yı geri almaktır. Süleyman Askerî, Trablusgarp, Balkan Harplerinden deneyimli olduğu üzere, bölgede yerli Arap ve gönüllülerden topladığı kuvvetlerle, verilen görevi yerine getirecektir. Hemen toplayabildiği kuvvetlerle, Fırat Dicle doğrultusunda hücuma geçer. Nasırıye'yi alır. Korna yönünde çöle dalar. Korna civarında, insan hayalini zorlayan vuruşmaları gerçekleştirenlerden biri de Süleyman Askerî ile Trablusgarb'da da beraber olan, Çanakkale gazisi Yüzbaşı Cemil Bey'dir.
Ocak 1915 tarihinde Askeri Bey Dicle kıyısında keşif yapan İngiliz askerleriyle karşılaştı ve çıkan çatışmada Süleyman Askeri Bey,ayağından yaralandı. Çatışmada Yüzbaşı Cemil ve Doktor Sefer Bey şehit olmuşlardır. Keşif yapan İngiliz askerlerinin asıl birlikler olduğuna kanaat getiren Süleyman Askeri Bey,Basra'yı İngiliz işgalinden kurtarmak için aldığı yara nedeniyle sedyede olduğu halde,dokuz bin kişilik taburun başında Basra'ya doğru ilerlemeye başladı.14 Nisan 1915 günü Şuaybe civarındaki Bercisiyye adlı ormanda İngilizlerle karşılaştı ve tüm gücüyle mücadele etti. Süleyman Askeri Bey savaşı sedyede yönetmekle kalmayıp adeta sedyede savaşmaktaydı. Çatışma sona erdikten sonra Osmancık Taburu,mevcudunun yarısı olan 4.500 şehit vermiştir ve taburun büyük çoğunluğu İngilizler tarafından esir alınmıştır. Onurlu, gururlu bir asker olan Süleyman Askeri Bey yaşanan yenilginin suçlusu olarak kendini görür ve tabancasıyla başına ateş ederek hayatına son verir. Süleyman Askeri Bey'in ilk görev yeri İzmir'di. İzmir'de biraz eğlenmek için Ömer Seyfeddin
Süleyman Bey'i bir falcıya götürmüş, o sıralar yüzbaşı olan Süleyman Bey'e falcı yakın zamanda vali olacağın söylemiş. Sonra da "İlerleyen yıllarda intihar edeceksin" demiş. Süleyman Askeri Bey, batıl şeylere inanmayan bir kişilik olarak falcıya "Monşer haydi valiliğe bir şey demeyeyim. Ama katiyen kendimi öldürme ihtimalim yoktur" demiş. Ama ne yazık ki Süleyman Askerî Bey 'in intiharı falcıyı haklı çıkarmıştır.
Süleyman Nazif onun bu tercihini; "Süleyman Askeri Şuaybe önünde ihtiyarıyla müebbeden kaldı. Onun oradaki mezarı bizim ebediyen yıkılmayacak olan istihkâmlarımızdar biridir. Süleyman Askerî, vatanı için vatanından başka her şeyini isteyerek ve gülerek feda etmiş bir Osmanlı idi!.." şeklinde değerlendirir. Manastır'daki görev yıllarından itibaren Enver'in yakın arkadaşı olan Süleyman Askerî, Cemal Paşa'nın tarifi ile iyimser, biraz aceleci, atılgan bir idareci ve fedakar bir subaydır. Eşref Sencer Kuşçubaşı Süleyman Askerî'yi tecrübeli bir çeteci, sadık bir ittihatçı olarak değerlendirmektedir.