·464 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Haziran 2026 02:01 Bu kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, yazarın kalemine olan hayranlığımın bir kez daha artması oldu. Daha önce Geçmişin Kırıkları ve Karışık Kaset kitaplarını da çok sevmiştim. Yazarın karakterlere hissettirdiği duygular, yaptığı betimlemeler ve diyalogları yazış biçimi bana her zaman çok samimi geliyor. Bu kitabı aslında biraz korkarak okudum diyebilirim. Uzun zamandır listemdeydi ve sürekli karşıma çıkıyordu. Acaba beklentimi karşılamaz mı diye düşünüyordum ama yine beni yanıltmadı ve gerçekten çok sevdim.
Kitapta uzun yıllardır evli olan Grace'i okuyoruz. Grace, kocasının kendisini aldattığını öğreniyor. Üstelik evliliği boyunca yedi kez düşük yapmış ve artık evlilikleri tamamen yıpranmış durumda. Boşanmaya karar veriyorlar ancak Grace hâlâ kocasını sevdiğini düşünüyor. Küçük bir kasabada yaşayan Grace'in babası papaz ve ailesi kasabada oldukça saygı duyulan insanlar arasında yer alıyor. Buna rağmen yaşadığı sorunları kimseyle paylaşmıyor ve boşanma sürecinden ailesinin bile haberi olmuyor.
Bir süre sonra kasabaya dönüp en yakın arkadaşının evine gidiyor ve bir süre onun yanında kalmak istediğini söylüyor. Ancak evde dolaşırken kocasına ait bir tişört görüyor ve aslında kocasının kendisini en yakın arkadaşıyla aldattığını öğreniyor. Üstelik bu tek seferlik bir olay değil, uzun süredir devam eden bir ilişki. Bunu öğrendiği anda dünyası yeniden başına yıkılıyor ve yaşadıklarını anlatmak için kız kardeşinin yanına gidiyor.
Tam bu süreçte kasabanın yüz karası olarak görülen Jackson ile yolları kesişiyor. Jackson, alkolik babasıyla birlikte yaşayan ve araba tamirciliği yapan biri. Kasaba halkı onu ve babasını yıllardır dışlıyor. Hatta ona "canavar" ve "yüz karası" gibi lakaplar takmışlar. Grace ve Jackson zamanla aynı ortamlarda bulunmaya başlıyorlar. İlk başlarda Jackson, Grace'e sinir oluyor. Çünkü Grace'in kendisine kötü davranan insanlara karşı bile sessiz kalmasına anlam veremiyor. Ancak zamanla birbirlerine iyi gelmeye başlıyorlar.
Kitabın en sevdiğim yanlarından biri de buydu. Sadece bir aşk hikâyesi okumuyoruz; aynı zamanda iki insanın kendini bulma yolculuğunu da okuyoruz. Jackson, insanların ona biçtiği kötü rolün aslında gerçek kimliği olmadığını fark ediyor. Grace ise hayatı boyunca kendisini hiç tanımadığını anlıyor. Hatta kitapta beni en çok etkileyen noktalardan biri de buydu. Grace bir yerde, yumurtayı nasıl sevdiğini bile bilmediğini söylüyor. Çünkü hayatı boyunca ona ne yapması gerektiği söylenmiş ve o da hep bunu uygulamış. Bu yüzden kitap, insanın kendini tanıması ve sevmesi üzerine de çok güzel mesajlar veriyor.
Kasaba halkına ise inanılmaz sinir oldum. Özellikle Grace'in annesine. Kendi kızına göstermediği ilgiyi yabancılara göstermesi beni çok rahatsız etti. Her ne kadar sonradan bunun sebeplerini öğrensek de yine de davranışlarını haklı bulamadım. Sürekli kızını suçlaması, eşiyle barışması için baskı yapması ve yaşadığı şeyleri küçümsemesi beni oldukça sinirlendirdi.
Daha sonra Grace, eski eşinin en yakın arkadaşıyla birlikte olduğunu ve o kadının hamile kaldığını öğreniyor. Bu haber onu yeniden yıkıyor. Ancak bu süreçte en büyük desteği Jackson'dan görüyor. Birlikte daha fazla vakit geçirmeye başlıyorlar ve aralarındaki bağ giderek güçleniyor. Tabii bu durum kasabada dedikoduların çıkmasına da neden oluyor.
Bir süre sonra Grace'in annesi Jackson'a giderek kızından uzak durması için ona para teklif ediyor. Böylece annesinin ona neden bu kadar nefretle yaklaştığının sebebi ortaya çıkıyor. Yıllar önce Jackson'ın annesi, Grace'in babasına âşık olmuş. Birlikte kaçmaya çalışırlarken kaza geçirmişler. Grace'in babası hayatta kalmış ancak Jackson'ın annesi hayatını kaybetmiş. Grace'in annesi de yıllardır bu öfkeyi içinde taşıyormuş ve bunun bedelini Jackson'a ödetmiş.
Jackson bu gerçeği öğrendiğinde büyük bir şok yaşıyor ve Grace'ten uzaklaşmaya karar veriyor. Grace de kasabadan ayrılıp başka bir şehirde öğretmenlik yapmaya başlıyor. Ancak bir hafta sonra Jackson'ın babasının alkol komasına girdiğini öğreniyor ve tekrar kasabaya dönüyor. Bu süreçte yeniden birbirlerine destek oluyorlar ve bağları daha da güçleniyor.
Daha sonra Grace, Jackson'ın kendisinden neden uzaklaştığını öğreniyor ve geçmişte yaşanan her şeyi öğreniyor. Kitabın sonlarına doğru ise her şey yavaş yavaş rayına oturmaya başlıyor. Jackson'ın babası iyileşiyor ve yıllardır oğluna yük olduğunu fark ederek hayatını değiştirmeye karar veriyor. Tüm mal varlığını oğluna bırakıyor ve ona artık kendi hayatını yaşamasını söylüyor.
Grace ve Jackson birkaç ay ayrı kalsalar da bağları hiç kopmuyor. Anneler Günü'nde Grace'e yedi çiçek gönderiliyor. Grace'in yaptığı yedi düşük için gönderilen bu çiçeklerin her birinde bir isim bulunuyor. Bu sahne beni en çok duygulandıran sahnelerden biriydi. Daha sonra Jackson geri dönüyor ve ne kadar uzaklara gitse de aklında hep Grace'in olduğunu söylüyor. Böylece yeniden bir araya geliyorlar.
Kitabın sonunda Grace'in annesi eşinden boşanıyor. Grace ise Jackson'ın annesinin anısına bir resim atölyesi kuruyor ve onun adına bir park yaptırıyor. Jackson da bunu gördüğünde onunla bir ömür geçirmek istediğine karar veriyor ve evlenme teklif ediyor. Bir yıl sonra evleniyorlar ve kitap mutlu sonla bitiyor.
Bu kitapta en sevdiğim şey ilişki dinamikleri oldu. Hiçbir şey aşırı hızlı ilerlemiyordu. Önce birbirlerini tanıdılar, sonra arkadaş oldular, daha sonra birbirlerinden hoşlanmaya başladılar. Birlikte büyüdüler, kendilerini tanıdılar ve hayatın karşılarına çıkardığı zorluklara beraber göğüs gerdiler. Bu yüzden okuduğum en sağlıklı ilişki dinamiklerinden birine sahip kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.