#kübranınkitabı
Merhaba kitap dostlarım
Bugün sizlere kalemini çok sevdiğim yazarın yine harika bir kitabıyla geldim.
Keşke, sadece bir aşk hikâyesi değil; özlemi, pişmanlığı, kayıpları, vazgeçişleri ve yarım kalmışlıkları anlatan çok etkileyici bir romandı. Okurken bazen hüzünlendim, bazen geçmişe özlem duydum, bazen de kendi “keşke”lerimi düşündüm.
Yazarın kaleminde en sevdiğim şeylerden biri tarih ve duyguyu bir araya getirmesi. Bu kitapta da Köy Enstitülerinin kuruluşundan kapanışına kadar uzanan süreci okurken hem öğrendim hem de o dönemin atmosferini iliklerime kadar hissettim. Geçmişin zorluklarını, güzelliklerini ve eğitime verilen değeri okumak benim için çok etkileyiciydi.
Fikret ve Sabia’nın hikâyesi ise kalbime ayrı dokundu. Çok sevip vazgeçmek zorunda kalmayı, yıllara rağmen dinmeyen duyguları okumak beni derinden etkiledi. Bazı satırlarda boğazım düğümlendi, bazı satırlarda ise karakterlerin mutlu olmasını dileyerek sayfaları çevirdim.
En çok da kitabın düşündüren tarafını sevdim. Çünkü okurken sadece karakterlerin hayatına tanıklık etmiyorsunuz; kendi hayatınıza, seçimlerinize ve içinizde kalan “keşke”lere de dönüp bakıyorsunuz. Benim için hem duygusal hem de öğretici bir okuma oldu.
Yazarımın kalemine bir kez daha sağlık. Her kitabında olduğu gibi bu kitapta da geçmişle bugünü, tarihi ve aşkı öyle güzel harmanlamış ki elimden bırakmak istemedim. Uzun süre etkisinden çıkamayacağım, severek okuduğum ve gönülden tavsiye edeceğim bir kitap oldu.
Siz hiç yıllar geçse de unutamadığınız bir “keşke” taşıdınız mı?