Kitabın ne kadar derin olduğunu tahmin ediyordum. Anlaşılması açısından zaman zaman zorlasa da verdiğim her bir vakte değen müthiş bir eserdi.
Şems-i Tebrîzî'nin değişik meclislerdeki konuşmaları, Mevlana ile sohbetleri, kendine sorulan soruları içeriyor.
Mecliste bulunanlar tarafından not alındığı için kopukluklar var. Hatta kimi zaman konuşanın kim olduğunu anlamak zorlaşıyor. Tebrîzî'nin diline aşina olmayanlar başta daha çok zorlanabilir ama okudukça anlaşılması da artıyor. (Başka çevirilerine de bakmak lazım.)
Bazı yerleri tam anlayamadım. Bazı yerlerde de Şems'in kendini çok fazla övdüğü intibaı oluştu. Fakat bu izlenim doğru olmayacak kadar eserin geneline tevazu hâkimdi. Normalde Mevlana'nın şeyhi olduğu halde onu kendinden daha üstün ve faziletli görüyor. Hatta "Mevlana Allah dostu ben dostun dostuyum" diyor.
Şems-i Tebrîzî sivri dilli bir zât. Her ne kadar tüm içindekileri aşikâr etmiyorum dese de bu söyledikleri bile bir çok kişiyi rahatsız etmeye, farklı anlaşılmaya sebep olabiliyor. Bizi seven bizi doğru anlar gibi bir yer vardı yanılmıyorsam, demek ki kalple dinlemek lazım tam anlamak için.
Tebrizli'yi gerçekten tanımak isteyenler için okunmazsa olmayacak bir kitap.
Eğer ruhun derinliklerine doğru samimi, maskesiz ve gerçek bir yüzleşmeye cesaretiniz varsa, görüneni değil manayı arıyorsanız, Makâlât'ı okumalısınız.
Şems’in o insanın içine işleyen sözlerinden biriyle bitireyim:
"Dünyadaki bütün kütüphaneleri, kitapları yaksanız, kalbi uyanık olan bir tek insanı yakamazsınız. Çünkü asıl yazı kalbe yazılmıştır."