çok iddialı ama doğru: murakami en sevdiğim yazarlar arasında baya iyi bir sıralamada. her kitabı gibi, buna da bayıldım elbette(hala favorim sınırın güneyinde güneşin batısında olsa da....) her murakami kitabı gibi beni alıp yaşamın farklı yorumlandığı yerlere götürdü. bunu nasıl yapıyor bilmiyorum, aklımda çok cılız bir şekilde kalan bilgiye göre, sanırım kitaplarını önce ingilizce yazıp sonra japoncaya çeviriyormuş, özütleri iyi bir şekilde kusursuz bir yalınlığın içine saklamak için? süreç ne olursa olsun, başarıyor.
murakami gerçekten bir şenlik ateşinde öylece otururken "ben bomboşum" diye ağlayan bir kadını bu kadar gerçek ve yalın yapabilecek sayılı yazarlardan. sahneye bir anlam vermeden, yavaş yavaş içinizde hislerin döşendiğini hissediyorsunuz onu okurken. bazı yerlerde düşünüyorum da, bence murakami de ne yazdığını bilmiyor bazen, ya da ne demek istediğini bilmiyor ve içimize böylesine işleyen şey de bu belki.
neyse efenim, bu adam hayatı alıp küçültüyor, neredeyse gülünç olacak kadar basit bir şeye çeviriyor onu, yanlış ve eksik yollara sokuyor; sonra yılları kucaklıyor, bir labirentin içinde oradan oraya döndürüyor. ama yine de onu okurken ne yaşamın nefret edilebilir bir şey olduğunu düşünüyorsunuz, ne de zamanın akışından korkuyorsunuz- bir şekilde hem yılları hem zamanı koruyor, neredeyse sihirli ve bütünüyle insancıl olacak şekilde.
murakami yanıltmaz bacim, ben buna da bayıldım